Elegans Logo

Can TÜLÜMEN : Dünya tarihine bakılınca toplum örgütlerinin görülüyor.



Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi mezunu olan Can TÜLÜMEN, Case Western Reserve University'de master'ını tamamladıktan sonra, halen Türkiye'de inşaat ve dış ticaret konularındaki çalışmalarını kendi şirketinde sürdürmektedir. Kendisiyle yaptığımız görüşmede sivil toplum örgütlerinin gereğini, yapılanmasını ve geleceğini konuştuk.

988 yılında ABD'deki Case Western Reserve Üniversitesi'nde master eğitimi yapmak üzere kayıt günü harcını yatırdığımda, verilen makbuza baktığım zaman şaşırmıştım. Makbuz, üniversiteyi yöneten vakfa aitti ve bizim alıştığımız üzere üniversitenin devlet ile hiçbir alakası yoktu. Daha sonra kuzenlerimin doktor olarak çalıştığı Cleveland Clinic'i ilk ziyaret edişimde de gene alışılmadık bir şeyle karşılaştım. Hastane tamamen Cleveland Clinic Foundation, yani bir sivil toplum örgütü olan vakıf tarafından yönetiliyordu. Ve hatta doktorlar maaşlarından bu vakfa bağış yapıp devlete ödedikleri vergilerden de düşebiliyorlardı. İşte o zaman Türkiye'de böyle bir sistemin oluşabilmesi için kaç yıl geçmesi gerektiğini düşündüm. Çok değil 1999 yılına gelindiğinde yani, tam 11 yıl sonra Ağustos ayındaki deprem felaketi ile bizde de sivil toplum örgütlerinin kıymeti anlaşıldı. AKUT tek başına, tamamen kendi imkanları ve yapılan yardımlar ile gerçekten mucizeler gösterdi. Bu geçen 11 yıl boyunca Türk Sivil Toplum Örgütleri de oldukça yol katetti. İlk başta kurulan işadamları dernekleri ülkenin birçok sorunları ile ilgili raporlar hazırladı, birçok konuk konuşmacıyı davet ederek ülkenin önde gelen sorunlarını tartıştı. TÜSİAD ve TÜGİAD gibi kuruluşlar önemli ölçüde ekonomik ve sosyal alanda katkı sağladı. Bu arada kurulan hemşehri dernekleri büyük şehirlerde yaşayan aynı yörenin insanlarını birararaya getirdi. Öğrencilere burs verip, iş bulma ve yerleşim konusunda hemşehrilerine yardımcı oldular. Hatta daha da ileri gidip kendi destekledikleri adayları milletvekili yaparak meclise taşıdılar. Üniversitelerde kurulan mezunlar dernekleri ise mezunlarını birararaya getirdi ve potansiyel bir güç oluşturdu. Tüm bu sivil toplum hareketleri Türkiye'de dünyadaki gibi gelişti ve sivil hayatımızın içinde rol aldı. Hepimiz bir derneğe üye olma veya bir vakfa bağış yapma ihtiyacını, artık iyi bir vatandaşlık ilkesi olarak görüyoruz. Peki tüm bunların ötesinde ne yapılabilinir? Bunun için sivil toplum örgütleri olan dernek ve vakıfların önemini anlamamız gerekir. Aslında vakıflar bizim tarihimizde çok eskidir. Osmanlı zamanında kurulan vakıflar birçok cami, aşevi, imarethane, han, hamam ve medresenin bakımını üstlenmiştir. Ecdadımızdan kalan ve halen devam eden yaklaşık 300 kadar vakıf mevcuttur. İttihat ve Terakki zamanında kurulan birçok dernek ise, meşrutiyetin ilan edilmesi ve II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesinde önemli rol oynamıştır. Cumhuriyet yıllarında kurulan dernekler ise, büyük şehirlerde Cumhuriyet devrimlerinin ve fikirlerinin yayılmasında büyük rol oynamış ve modernleşme süreci içinde Türkiye'ye önemli derecede ışık tutmuştur. Dünya tarihine baktığımızda sivil toplum örgütlerinin önemini çok daha iyi kavrayabiliyoruz. İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya gelişme süreci içine girdi.Soğuk Savaş yıllarının devamında 50'li ve 60'lı yıllar sivil toplumun önem kazanmaya başladığı yıllar olmuştur. 1970'ler siyasi akımların ön plana çıktığı yıllardı. '68 kuşağı politikanın içinde yoğrularak yetiştiklerinden dünyada yeni akımların ve sağ-sol fikirlerinin öncüleri oldular. Keskin çıkışlar ve radikal fikirlerin dünya düzenini değiştirerek; yeni oluşumların rahatça uygulanabileceğini zannediyorlardı. 80'li yıllar ise ekonominin önemsendiği yıllardı. Dünya refahının sağlanabilmesi için serbest ekonomi, dışa açılma, uluslararası ticaret ve mali piyasaların ivme kazanması önemliydi. Bu konuda birçok ekonomist yeni fikirler gösterdi, şirketler tümden yeniden yapılandırıldı ve mali uzmanlar birçok yeni planlar uyguladılar. Sonuçta dünya globalizasyonu ve küreselleşme başlamış oldu. 90'lı yıllara gelindiğinde telekomünikasyon ve bilgi çağı başlamış oluyordu. Telefax, Celluler Telefon, Bilgisayar, Databank, E-Mail ve Internet, hepsi de bilgi otoyolunda hızla ilerliyor. Artık koskoca fabrikalar veya dev şirketler zarara uğrarken dünyada bilgisayar, internet ve telekomünikasyon şirketleri korkunç karlar elde ediyorlar. Öyle ki 1999 yılında deha insan Bill GATES'in şirketi olan Microsoft'un değeri Türkiye'nin bir senelik GNP'si olan 20 milyar dolara ulaştı. Dünya artık globalizasyon ve küreselleşme sürecini tamamlamış oluyor. Bir e-mail saniyede Çin'den USA'ya ulaşıyor, Kahire'deki insan Kaliforniya'daki kız arkadaşıyla internette chat yapabiliyor, Yeni Delhi'deki profesör Cleveland'daki meslektaşıyla inter-video conferans ile bilgi alışverişinde bulunabiliyor. şirketler ise birçok işlemlerini internet üzerinden yapıyor ve internetteki ticari web sayfaları inanılmaz cirolara ulaşıyor. Dünya geleceğini tahmin eden büyük dünya guruları 2000 yıllarının sivil toplum örgütleri ile uluslararası kuruluşların yılı olacağını tahmin ediyorlar. Örneğin tüm dünya inşaat mühendislerinin ülke ülke kendi mühendislik örgütleri ile dünya inşaat mühendisleri sivil örgütü altında toplandığını düşünün. Ve Internet ile tüm üyelerin birbirine bağlandığını hayal edin. Mühendislerin chat odalarında birbirleri ile sohbet yapma imkanı veya internet üzerinde anında proje yollama imkanı sağladığını düşünün. Böyle bir uluslararası örgüt gerek bütçesi gerekse bilgi birikimi bakımından dünyanın birçok ülkesinden daha güçlü olacaktır. Ülkeler, sınırlar ve doğal engeller ortadan kalkacak; meslekler, kariyerler sivil toplum düzeni ön plana geçecektir.

Dünya 2000'li yıllarda Amerika Bloku (NAFTA), Avrupa Bloku (AT), Uzakdoğu Bloku (Japonya ve Güney Asya Kaplanları) ile üç ana bloktan oluşma trendi içindedir. Bu üç büyük ana blokta da ekonomide ana motor dev şirketler olduğu kadar sivil inisiyatifin oluşmasında ana motor sivil toplum örgütleridir. Bu ülkelerde birçok okul, hastane ve üniversite "Charity Foundation" diye tabir edilen vakıflar tarafından idare edilmektedir. Araştırma Enstitülerinin sahibi bulunduğu derneklerin ve kuruluşların bütçesi milyar dolarları aşmıştır. Bizde de tüm bu benzer sivil toplum örgütleri gerçekten siyasi ve ekonomik alanda büyük görevler üstlenmelidir. Örneğin kurulacak bir politika enstitüsü her partiye potansiyel politikacı yerleştirebilir veya herkesin bağış yapabileceği bir vakıf en iyi şekilde okul ve hastane işletebilir.

En önemlisi üniversiteler eğitim işlemlerini ve maddi kaynaklarını döner sermaye veya devletten gelecek parayla değil de, kendi kurdukları vakıf ve mezunlar derneği ile sağlayabilir. Bu hem eğitimde merkeziyetçiliği kaldıracak hem de daha kaliteli ve teknik bir eğitim programı uygulanmasını sağlayacaktır. İşadamları dernekleri ise ülke çapında örgütlenerek milli ticari sahalarını genişletebilir, değişik üyelerin birleşimleri ile yeni ticari sahalarda faaliyet gösterebilir ve ülke ihracatına ve tanıtımına önemli katkıda bulunabilir. Beraber kurulan ortak şirketler cirolarını büyüterek pazar paylarını artırabilir.

Dileğimiz Türkiye'de de artık Sivil Toplum Örgütleri'nin kıymetinin anlaşılması ve gereken önemin verilmesidir. 2000'li yıllar Türk siyasi, sosyal ve ekonomi hayatında tüm Sivil Toplum Örgütleri'nin ön planda olduğu yıllar olacaktır.


CAN TÜLÜMEN: "THE SIGNIFICANCE OF NON-GOVERNMENTAL ORGANIZATIONS THROUGHOUT HISTORY"

We had a conversation with Can TÜLÜMEN on the importance and future of non-governmental organizations. He started his words by saying that when he went to the USA for his master's degree in 1988, he was surprised to notice that some universities and hospitals were managed by Foundations. He stated that, 11 years later, after the disastrous earthquake in August 1999, the significance of non-governmental organizations was realized in Turkey.

TÜLÜMEN pointed out that foundations are not new to us. In the Ottoman Period foundations used to undertake the maintenance of mosques, restaurants and schools. There are about 300 foundations still functioning since that period. During the first years of the Republic, associations had a significant impact on the adoption of the reforms and modernization. Moreover, in recent, years associatons such as TÜSİAD and TÜGİAD have made considerable social and economic contributions to the country. After the Second World War, new developments affected the world. During the 50s and 60s non-governmental organizations began to gain importance. The 70s were years in which political ideologies were emphasized, while in the 80s economic issues became predominant. The 90s were years of telecommunication and information. Finally, the 2000s are expected to be the age of non-governmental organizations and international establishments.

TÜLÜMEN expressed that he wished the non-governmental organizations to play a leading role in the political, social and economic life of Turkey, in the new millenium.


MEDYATEXT
Elegans'a mail