|
|||||
|
|||||
|
2005 yılında Türkiye’nin AB gündemi ilk olarak göreceli bir duraksama aşamasından geçti. Gündemde Türkiye’nin üyelik sürecine yönelik bir "Müzakere Çerçevesi" belgesi hazırlanması var. Ayrıca AB Komisyonu bundan önce olduğu gibi, 2005 yılında da Türkiye İlerleme Raporu yayınlayacak. Sonbaharda açıklanacak olan bu rapora göre bir de Yenilenmiş Katılım Ortaklığı Belgesi üzerinde çalışılıyor. Türkiye’nin AB üyeliği yolundaki kısa ve orta vadeli hedeflerinin bir dökümü yapılacak. Diğer bir hazırlık, AB Komisyonu’nun aday ülkelerden sorumlu müdürlüğünde, İletişim ve Bilgilendirme Birimi’nde sürmekte. Türkiye’nin Avrupa kamuoyu tarafından daha iyi tanınmasına yönelik stratejiler, Türkiye hakkında bir çok bilimsel araştırma sahibi olan ve ülkemizi en derinden tanıyan Alain Servantie’nin sorumluluğunda olacak. Tabii bu arada, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim öncesinde, Kıbrıs sorunu etrafındaki balede henüz son perdeye gelinmedi. Buraya kadarı aşağı yukarı öngörülebilen bir süreç. Fakat yüzeysel. AB ile uyum süreci daha derin bir yeniden yapılanma, kapsamlı bir kamu reformu gerektiriyor. Bunun bir çok boyutu var: bakanlar ve bakanlıklar arası birlikte çalışma alışkanlıkları, bilginin ve talimatların devlet birimleri arasında yatay akışına yönelik yeni kurallar ve bilgisayar yazılımları, kamu hizmetinde uzmanlık, başarı, liyakat ve terfi kavramlarının 21. yüzyılın çağdaş devleti olmanın gereklerine uyumu ... Devletin sivil toplumu karar alma sürecine dahil etmesinin, geniş katılımlı danışma toplantıları düzenlemekten ibaret olmadığının bilincine varılması ... Devletin yurttaşların ve toplumun hizmetinde başarılı olması. Brüksel ve Ankara’da çalışmalar biraz gecikmiş görüntüsü vermekte. ‘Bir önceki yıllarda hiç mi bir ön hazırlık yapılmadı?’ sorusu meşru. Ne var ki, AB Konseyi’nin 17 Aralık 2004 kararı belirsizken çok kapsamlı bir hazırlık dönemi mümkün olamadı. Aslında dere de gözüyordu, paçalar da sıvalıydı. Fakat aradaki yol çamurlu olunca, ilerlemek zaman aldı. Bu arada özel sektörün ve bazı devlet birimlerinin yanı sıra, diğer bazı kurumlar da boş durmadı. Müzakerelerin başlayacağına güvenerek, kendi etkinliklerine ve görev tanımlarına yönelik çalışmaları başlattı. Bunlar arasında en önemlisi Dünya Bankası. "The Bank" Adına rağmen aslında bildiğimiz anlamıyla bir banka değil. Genelde kamuoyunda sanılanın aksine, ticari anlamda bir borç para kaynağı da değil. Dünya Bankası bir uluslararası ihtisas ajansı. Bir Birleşmiş Milletler kurumu. Üyeleri 184 ülke. Washington’daki merkezi ve 109 ülke ofisinde hemen hemen dünyanın dört bir yanından 10 bin kadar yüksek nitelikli çalışana sahip. Tam anlamıyla küresel bir kurum. Kısaca ‘Banka’ olarak da tanımlanan Dünya Bankası bünyesinde iki kuruluş var: Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası ve Uluslararası Kalkınma Birliği. Amacı da bu doğrultuda zaten: dünyada fakirlikle mücadele ve yaşam standartlarını yükseltmek. Araçları düşük faizli veya faizsiz krediler, hibeler ve teknik yardım. Banka özellikle mali durumu bozuk olan kalkınmakta olan ülkelere yardım ediyor. Maddi getirisi önemsiz, fakat insani katkısı yüksek projelerin uluslararası piyasalarda finansman bulma güçlükleri karşısında devreye girebiliyor. Bu çerçevede, Dünya Bankası 2004 yılında kalkınmakta olan ülkelerde 245 projeye 20.1 milyar dolar değerinde kaynak sağladı. Ayrıca ‘Dünya Bankası Grubu’ şemsiyesi altında özel sektörün kalkınmasına destek olan Uluslararası Finans Kurumu, Çoktaraflı Yatırım Güvencesi Ajansı ve Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi var. Hedef toplumsal kalkınma Bankanın işi kolay değil tabii. Gezegen üzerindeki insanlık uygarlığı her yıl 31 trilyon dolar civarında bir gelir üretiyor. Bazı ülkelerde kişi başına 40 bin dolar düşerken, kalkınmakta olan ülkelerde insanların yarısı yılda kişi başına 700 dolar ile geçinmeye çabalıyor. Bunlar arasında 2.8 milyar insan günde 2 dolardan daha az bir gelirle yaşam savaşı vermekte. Fakirliğin sonuçları trajik: kalkınmakta olan ülkelerde her gün, yılın her günü 33 bin çocuk ölüyor. Her dakika, altmış saniyede bir, doğum yapan bir kadın yaşamını yitiriyor. Çoğu kız olan 100 milyon çocuk okul çağını eğitimsiz geçiriyor. Temiz içme suyuna ulaşamayan insan sayısı 1 milyar. Üstelik, Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn’un Brüksel’de bir toplantıda hatırlattığı gibi, "11 Eylül sonrası dünyada artık beton duvarlar yok". Kalkınmış dünya artık kalkınmakta olan dünyanın hızla artan genç nüfusu ve, biraz daha az hızla da olsa, büyümekte olan ekonomik ağırlığının oluşturduğu tabloyu gözardı edemez. ‘İstikrar’ ve ‘refah’ ulusal sınırlar içinde bir anlam ifade etmeyen, küresel kavramlar haline geldiler. Dünya Bankası bu gerçeklerden yola çıkarak önceliklerini saptıyor. Eğitim, sağlık, aids, bio-çeşitlilik, su-elektrik-ulaştırma altyapısı ve savaş sonrası yardım gibi alanlarda devreye giriyor. Ayrıca, yolsuzlukla mücadele, kamu reformu, kalkınma politikalarına teknik destek ve danışmanlık Banka’nın etkin olduğu alanlar. Dünyanın sorunları, savaşlar, silahlar, sömürüler, toplumsal dramlar karşısında, insanlık uygarlığının geleceğinden umut kaybetmemek için etkili bir ışık kaynağı Dünya Bankası. Banka’nın birikimi Dünya Bankası Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde hem Ankara, hem de Brüksel’de katkıları çok değerli olabilecek bir kuruluş. Bu yönde çalışmalara çok önceden başladı. İşte bir örnek: Yer Çeşme. Bir Haziran sabahı. AB’nin Türkiye ile müzakerelere yeşil ışık yakan zirvesine daha altı ay var. Gündem engel dolu, ufuk bulanık. Dünya Bankası Türkiye Temsilciliği Başkanı Andrew Vorkink ve takımı kapsamlı bir toplantı düzenliyor. Dünyanın dört bir tarafından gelen Dünya Bankası yöneticileri ve uzmanları üç gün süren bir kurum içi hazırlık seminerindeler. Ana tema: Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde Dünya Bankası’nın görev ve sorumlulukları. Programda AB Komisyonu ve TÜSİAD’tan da birer konuşmacı var. Önce AB-Türkiye ilişkileri tartışılıyor. AB nereye gidiyor? Evrimindeki önemli zorluklar nedir? Dünya Bankası ile ilişkileri nasıl? Sonra Dünya Bankası’nın AB’ye adaylık sürecini tamamlayan veya tamamlamakta olan ülkelerdeki deneyimleri inceleniyor. Örneğin Romanya’nın AB’ye uyum sürecinde Banka’nın rol oynadığı alanlar şunlar: kurumların ve mevzuatın AB üyeliğine hazırlanması, stratejik analizler ve AB mevzuatının doğrudan kapsamına girmeyen fakat AB sürecini etkileyen alanlarda reform programları. Bu ülkede Dünya Bankası deneyiminin Türkiye açısında da vurgulanması gereken dersleri dikkat çekici: -AB ile bütünleşme tüm topluma yayılan süreçtir, kendi başına bir etkinlik alanı değil. -Siyasal söylem, somut reformların yerine geçmiyor. -Devletin kurumsal reformu başarının anahtarıdır. -Beklentileri doğru yönlendirirken, kamuoyu desteği belirleyicidir. -IMF-AB-Dünya Bankası işbirliğinin artıdeğeri yüksektir. -Diğer aday ülkelerin deneyimleri dikkate alınmalıdır. -Saat üyelik gününde durmayacak, AB’ye uyum süreci devam edecek. AB sürecine destek Seminerin son bölümünde ise AB ile müzakere sürecinde önemli olacak başlıklar ve sektörler üzerinde duruldu. Türkiye’nin en Batı ucunda, kalabalık bir uluslararası uzman grubu, ülkenin en Doğu ucuna kadar yayılan sorunlarına ve çözüm yöntemlerine ne derecede vakıf olduklarını ortaya koydular. Öncelikle, tarım, çevre, atık su yönetimi, çalışma yaşamı mevzuatı, bankacılık, makro-ekonomik yönetim, hukuk ve yargı siteminde reformlar, mali yönetim ve denetim, enerji ve bölgesel kalkınma konuları ele alındı. Somut politika önerileri tartışıldı. Hem Türkiye, hem de AB Komisyonu açısından Dünya Bankası’ndan müzakere sürecinde talep edilebilecek çok önemli bir rol söz konusu. Dünya Bankası’nın Türkiye’deki Dışilişkiler Koordinatörü Tunya Celasin bu rolün temelinde sayınlık, uluslararası bağlantılar, bilgi, analiz, finansman ve başarının tasdikine dayalı bir somut katkı yelpazesine işaret ediyor. Bu yönde Banka bir çok etkinlik, seminer, çalışma grubu ve raporu programına dahil etmiş durumda. Ayrıca Ankara’yı bilgilendirmek üzere eski ve bugünkü üst düzey AB yetkililerinin bir araya geleceği müzakere sürecinde liderlik hedefli girişimler planlanıyor. Türkiye’nin önünde zorlu bir AB yolu var. Daha güçlü bir demokrasi gerekli. Kapsamlı bir devlet reformu gerekli. Ekonomik istikrar ve büyüme gerekli. Tarım, bölgesel kalkınma, vergi sistemi ve kayıtdışı ekonominin azaltılması, yolsuzlukla mücadele, yargı reformu, köklü bir eğitim reformu, enerji, ulaştırma, iletişim teknolojileri ve bilişim gibi sektörlerde uluslararası konuma erişmede muazzam atılımlar gerekli. Bunların hepsi birbiri ile karşılıklı etkileşim içindeki alanlar. Dünya Bankası Türkiye’nin AB sürecinin başarısı için gerçek bir banka. Dar anlamıyla bir kredi bankası değil. Her şeyden önce son derece önemli bir bilgi, deneyim ve uzmanlık bankası. (Dünya Bankası Türkiye Temsilciliği için: "http://www.worldbank.org.tr" TÜRK KADINI YÜKSELECEK; TÜRKİYE AB'YE ÜYE OLACAK Çağdaş uygarlık olmanın, cumhuriyetin, demokrasinin, AB üyeliğinin açık bir formülü var: kadın hakları eşittir güçlü bir Türkiye. Kadın hakları alanında kaydedilecek her ilerleme, Türkiye’nin geleceğini bir deniz feneri gibi aydınlatır. Türkiye’nin demokrasi, ekonomik kalkınma ve eğitim gibi sorunlarını çözmede kadın hakları tartışmasız bir koşul oluşturmakta. AB ile ilişikler çerçevesinde, imaj, tanıtım, din ve büyüklük gibi engelleri aşmada kadın hakları tek başına belirleyici bir etken olabilir. Türkiye’nin onuru eşittir kadın hakları. Türkiye, kadın hakları konusunda çağdaş dünyanın önde gelen ülkesi olma yönünde ilerledikçe, demokratik, ekonomik ve sosyal sorunlarını da doğal olarak geride bırakıyor olacak. Başka bir deyişle, Türk kadını yükseldikçe, Türkiye yükselecek. Ya da tam tersi. Sivil toplum hareketi Türkiye’de kadın hakları alanında çalışan bir çok sivil toplum kuruluşu var. Avrupa Birliği ile ilişkilerde, toplumlararası yatay iletişim ve bütünleşme kanallarının en etkin olduğu alanlardan biri kadın hakları. Bu çerçevede genel kural, her sivil toplum kuruluşunun Avrupa’daki kendine denk platformlar ve örgütlere üye olması ve çalışmalara katılımı. Avrupa’da mevcut olmak. Etkin olmak. Başarının bu anahtarlarını iyi kavrayan yirmiiki kadın örgütü Türkiye Ulusal Koordinasyonu’nu (*) oluşturdu ve Avrupa Kadın Lobisi’ne üye oldu. KA-DER’den Sema ACUNER bu lobide Türk kuruluşları temsil ediyor "www.ka-der. org.tr". AB ile müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim 2005 sonrasında, Türk kadın hakları kuruluşları çağdaş bir demokrasinin gereği olarak süreçte önemli bir rol oynamalılar. Avrupa kamuoyu Türkiye’nin kadın yüzünü gördükçe önyargıları sarsılıyor ve olumlu siyasal ve ekonomik mesajları daha iyi algılıyor. Örneğin, AB’ye yönelik lobi etkinliklerinin yoğunlaştığı 2004 yılının en etkili çalışmalarından biri, Arzuhan YALÇINDAĞ başkanlığındaki Avrupa İçin Kadın Girişimi oldu "www.womensinitiative.info". Avrupalı kadın kuruluşlarının desteğinin Türkiye’ye yönelmesi sağlandı. Kadın girişimcilerin derneği KAGİDER, Türkiye’deki başarılı çalışmalarının yanı sıra, Brüksel’de AB Komisyonu ve Avrupa parlamenterlerini çok olumlu etkiledi "www. kagider.org". AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Ollie REHN’in, göreve atanmış fakat henüz başlamamışken ilk görüştüğü Türk sivil toplum kuruluşu KAGİDER oldu. REHN’in kız kardeşinin de Finlandiya’daki Kadın Girişimciler Derneği’nin başkanlığını yapmış olması, bu görüşmenin hoş bir anektodu olurken, yatay iletişim ağları örülmeye devam etmekteydi. AB kurumlarının karşısına okul öncesi çocuk ve annelerin eğitimine odaklı çalışan AÇEV gibi başarılı Türk sivil toplum kuruluşları çıktıkça, bazı Avrupalı zihinlerdeki entelektüel duvarların tuğlaları yerinden oynuyor "www.acev.org" Türk kadın girişimleri Avrupa’ya açıldıkça, Türkiye’nin önü açılıyor. Ya da tam tersi. Türkiye’de kadın hakları ihlal edildikçe, mevcut sorunlar karşısında siyasal gafletler sürdükçe, kadın göstericilere dayak vakaları Türkiye’nin onuruna darbe vurdukça ve Türkiye "erkek" olduğu kadar "kadın bir toplum" da olamadıkça, ülkenin geleceği bulanıklaşıyor. Türkiye karşıtı "dış mihraklar" güçleniyor, mutlu kılınıyor. Türkiye’nin imajı eşittir kadın hakları. AB hukukunda kadın hakları Kadın hakları konusunda insanlık uygarlığı henüz ideal bir seviyeye gelebilmiş değil. Bugün Avrupa Birliği’nin iç gündeminde kapsamlı bir "cinsiyetler arasında fırsat eşitliği politikası" var. Türkiye kadın haklarında ilerlerken referans yalnızca insan hakları ve ülkenin kendine has sorunları olmayacak. Kadın hakları hukuku AB ile müzakerelerde önemli bir alan olacak. Özellikle sosyal yaşamı ve iş ortamını ilgilendiren bir çok yasal düzenleme gerekecek. Tabii bunların uygulanması da. AB’nin kökenini oluşturan Roma Antlaşması’nın 2. maddesi kadın-erkek eşitliğini öncelikli bir görev olarak saptıyor. Buna ek olarak 3. madde, bu konunun tüm AB politikaları ve etkinliklerinde bir boyut olmasını zorunlu kılıyor. Üye ülkelerinin onayına sunulan AB Anayasası da, 1. maddesinde kadın-erkek eşitliğini Birliğin en temel değerleri arasında tanımlıyor "www.europa. eu.int". AB’nin kadın hakları politikaları 2004 yılına kadar esas olarak dört temel alanda yoğunlaştı: 1. İşe girmede eşit muamele. 2. İş ortamında cinsel ayrımcılığın önlenmesi. 3. Mesleki eğitim. 4. Ülkelerarası işbirliği programları AB’nin öncelikleri Bu alanlardaki AB mevzuatı ve AB Adalet Divanı içtihadı önemli bir hukuk kütlesi oluşturuyor. Bunların bir kısmı üye ülkelerde doğrudan geçerli yasalar ve kararlar. Bazıları da ayrıca ulusal yasaların devreye girmesini gerektiren çerçeve yasalar, yönergeler. Özellikle 1975 yılından beri çıkan yönergeler ile AB ülkelerinde kadınlarla erkekler arasında "eşit işe eşit ücret" ve "eşit sosyal güvenlik ve emeklilik hakları" uygulamalarına yönelik yasal çerçeve belirlendi. Zamanla eşit muamele kavramı genişledi. Cinsel taciz, hamilelik, dolaylı ayrımcılık ve mali hizmetlere ulaşım gibi konularda yasal düzenlemeler derinleşti. Anne ve babanın üç aylık doğum izni konusunda, sosyal partnerler olarak Avrupa özel sektörünün temsil kuruluşu UNICE, sendikaların temsilcisi ETUC ve kamu sektörü adına CEEP arasında imzalanan anlaşma 1996 yılında yasalaşarak yürürlüğe girdi. Yasal düzenlemelerin yanı sıra, AB’nin kadın-erkek eşitliğine yönelik beş yıllık strateji ve eylem planları var. Ayrıca, genel kural olarak, her Birlik politikası, projesi ve programında cinsiyetler arası eşitlik hedefi sabit bir boyut olarak yer alıyor. Avrupa Sosyal Fonu tarafından finansman sağlanan EQUAL girişimi de bu yönde çalışıyor. Kadın ve çocuklara yönelik şiddete karşı ise Daphné programı devrede. Türkiye’nin katılımına açık, Türkiye’ye yararlı bir program. Yeni yönelimler AB Komisyonu’nun ‘Kadın-Erkek Eşitliği 2004" raporu, üye ülkelerin bu alandaki ilerlemelerini vurgularken, eksikliklerin de altını çiziyor. Örneğin eğitim kurumlarına kayıtlı öğrenciler arasında cinsiyet eşitliği sağlanmış durumda. Yalnızca en yüksek düzey eğitimde kadın mezunlar hala azınlıktalar. Genelde, AB ortalamaları iyi olsa da, üye ülkeler arasında önemli farklılıklar var. Komisyon raporunun temel dayanağı, yeni dönemde konuyu ekonomiye odaklamak. Lizbon Stratejisi, AB’nin küresel düzende ekonomik rekabet gücünü en üst seviyeye taşımayı hedefliyor. Kadın hakları ve kadınların iş dünyasına, çalışma yaşamına, ekonomik üretime ve sosyal kalkınmaya daha etkin katılımı, Lizbon stratejisi için yaşamsal önemde bir etken olarak tanımlanmakta. AB’nin bu yöndeki öncelikli hedefleri arasında, 2010 yılında kadınların işgücüne katılım oranını yüzde 60 düzeyine ulaştırmak var. Türkiye ise, halen yüzde 25 oranında bir kadın işgücü ile Avrupa ülkelerinin en gerisinde kalıyor. Paradoksal olarak, mühendislik, bankacılık, hukuk, tıp ve eğitim gibi alanlarda Türk kadın işgücü Avrupa ortalamalarının çok üzerinde. Bu durum Türkiye’de kadın işgücü sorunun yapısal dengesizliklerine, eğitim sisteminin derin sorunlarına, kırsal kalkınmanın önemine ve düzensiz kentleşmenin olumsuz etkilerine işaret ediyor. Kadınların işgücüne katılım oranının artması, hem birey olarak güçlenmelerini hem de toplumsal refahı ve kalkınmayı olumlu etkileyecek. Kızların eğitimde fırsat eşitliği, kadın girişimcilik ve çalışma ve aile yaşamını dengelemeyi destekleyici olanaklar, çocuk yuvaları ve okul dışı sosyal etkinlikler gibi sorunlarla uzayan bir liste söz konusu. Eşzamanlı olarak, AB ile müzakereler ve uyum sürecinin gerektirdiği yasal düzenleme ve uygulamaları gerçekleştirmenin zamanı geldi. Siyasette kadın AB’nin yeni yönelimleri arasında kadınların siyasal karar alma süreçlerindeki rolünün artması da var. Bu konuda genel bir AB yasal düzenlemesi yok. Her üye ülke kendi ulusal politikalarını uygulayarak bu hedefe yönlenmeyi vaat ediyor. Örneğin Fransa’da 2000 yılında yasalaşan bir uygulama sonucunda, yerel ve bölgesel meclislerde kadın-erkek eşitliği ilerledi. "Yumuşak devrim" olarak tanımlanan bu süreç sonucunda Fransa’da siyasetin çehresi değişmeye başladı. Aynı uygulama Avrupa Parlamentosu için de var. Bunun sonucunda Fransız ulusal meclisinde, bir zorunluluk olmasa da kadın sayısında artış başladı. Fakat buna rağmen, Fransa bu konuda sert bir özeleştiri içinde. Gelişmeler yetersiz görülmekte. Avrupa’nın Kuzey ülkelerinin aksine, diğer ülkelerinde kadınların siyasetteki rolü konusu önemli bir gündem maddesi. Türkiye’de kadınların parlamentodaki oranı % 4.4 ile dünya sıralamasının diplerinde, 113. sırada. Hindistan, Nijerya, Ürdün gibi ülkelerin altında. Fransa’da aynı oran yüzde 12.5, İsveç’te yüzde 45.5. AB ortalaması ise % 19. Siyasete yetersiz katılımın giderilmesinde, çok sayıda ülkede uygulanmış olan kota sisteminden yararlanılması düşünülmeli. Kadın hakları Avrupa’nın ötesinde küresel bir dikkat odağı. Birleşmiş Milletler’in 1995 Bejing Platformu’ndan beri bu konuda yeni girişimler çoğalıyor. Son olarak Aralık 2004’de Kigali’de bir uluslararası bildiri kabul edildi. Artık küreselleşen yeni bir anlayış var. Çağdaş ülke eşittir kadın hakları. Kadınsız gelecek yok Önümüzdeki yıllarda kadın hakları konusu Türkiye’nin kaderini en az beş ayrı boyutta belirleyecek: 1. Türkiye’nin onuru için kadın hakları. İnsan haklarına saygılı, Atatürk ülküsüne yakışan bir Türkiye, kadınlarla erkeklerin eşit olduğu bir toplum olma gururunu yaşayan bir ülke olabilmeliyiz. 2. Yaşam kalitesi için kadın hakları. Kadınların toplumsal yaşamdan dışlandığı zavallı ülkelerden biri olmamalı asla. İnsanlık uygarlığı cinsiyetlerin eşitliği ve birbirini tamamlaması üzerine kurulu. 3. Eğitim reformunu başarmak için kadın hakları. Türkiye’nin geleceğinin bağlı olduğu kaçınılmaz bir atılım olan eğitim reformu kızların katılımı, kadın mezunların iş yaşamına geçişi, annelerin eğitimi olmadan başarılamaz. 4. Ekonomik büyüme için kadın hakları. Toplumun yarısının etkin olarak katılamadığı ekonomi sakat kalmaya mahkumdur. Ayrıca, çalışanlar arasında eşit muameleden yoksun bir iş ortamı, baştan haksız rekabete hazır demektir. Kadınlar, Türkiye’nin küresel rekabette sahip olduğu tüm artıların en az yarısıdır. 5. AB üyeliği için kadın hakları. Bu alanda ilerleme kat eden bir Türkiye, ekonomiden tanıtım sorununa, kırsal kalkınmadan, sosyal politikalara, AB ile önündeki bir çok engeli de doğal olarak aşıyor demektir. Tekrar, tekrar vurgulamak gerekiyor: Türk kadını yükseldikçe, Türkiye yükselecek. Ya da tam tersi. (*)Türkiye Ulusal Koordinasyonu: Winpeace, Mersin Bağımsız Kadın Derneği, Amargi, EVKAD, ARI Kadın Çalışma Grubu, KAZETE, Yaka Kooperatif-Van, Bahai Topluluğu, Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama, Bursa Yerel Gündem 21, Kadın Haklarını Koruma Derneği, KAD-MER, KAGİDER, KA-DER, Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu, Kadının İnsan Hakları, Gökkuşağı, Selis, Başkent Kadın Platformu, Mor Çatı, Türk Kadınlar Birliği, Çağdaş Kadın ve Gençlik Vakfı. |
|||||