AB GÜNDEMİ Dr. Bahadır KALEAĞASI
TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü
AB NEREYE? TÜRKİYE NEREYE? Avrupa’da Hedef ve Gerçek
 
AVRUPA BİR KONFEDERASYONUN ÖTESİNDE BİR SİYASAL BİRLİK. FAKAT HENÜZ BİR FEDERASYON DEĞİL.
Forum İstanbul’un 2005 zirvesinde Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus Avrupa’nın daha fazla federasyon olmaması gerektiği görüşünü savundu. Genişlemeden sorumlu AB Komiseri Olli Rehn ise, Avrupa’da giderek hem daha geniş, hem de daha derin bir birlik olacağına inandığını söyledi. Avrupa’daki gelişmeler, AB’ye üyelik yolunda ilerleyen Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiriyor Bundan sonra nasıl bir yeni AB şekillenebilir? Hangi senaryolar öngörülebilir? Federasyon olmak veya olmamak ne anlama geliyor?

Federasyon ülküsü
Avrupa’da federasyon ülküsü, Avrupa bütünleşme sürecinin en başından itibaren gündemdeydi: "Avrupa Federasyonu hedefine doğru sağlam bir temel atmak ve ilk aşamaya geçmek". Avrupa Kömür ve Çelik Birliği hakkındaki bu açıklamanın yılı 1950, sahibi Robert Schuman. Fransa Dış- işleri Bakanı. Brüksel’de Avrupa semtinin merkezindeki meydana ismi verilmiş olan, AB’nin kurucu babalarından.
O zamanki federalistler için Amerika Birleşik Devletleri modeli önemli bir referanstı. Ulusüstü bir devlet kurmak için egemenlik alanının içini en belirleyici yetkilerle donatmak düşüncesindeydiler: ortak pazar, para, ekonomik politikalar, dış politika ve ordu.

Federasyon göstergeleri
Avrupa Birliği henüz bir Avrupa devleti değil. Uluslararası bir örgüt de değil. İkisinin arasında bir yapı. Bu federasyon ile konfederasyon arasındaki ara dereceleri belirleyen etkenler şunlar:
1. AB müktesebatı: Kurucu antlaşmalar, AB mevzuatı, Adalet Divanı içtihadı ve uluslararası anlaşmalardan oluşan müktesebat üye ülkelerin ulusal yasalarına üstün.
2. Kurumlar: Avrupa Parlamentosu, Komisyon, Bakanlar Konseyi, Adalet Divanı, Sayıştay. Euro alanına dahil olanlar için ayrıca Avrupa Merkez Bankası. AB kurumları güçlendikçe ulusal yetki alanları daralıyor. Bu durum ulusal egemenlikten feragat değil. Daha önce münhasıran ulusal düzeyde kullanılan yetkileri, ortak bir egemenlik alanına aktarmak anlamına geliyor. Bu bir evrim. Gerekçesi, sınırlar ötesi sorunlar karşısında ülkelerin ortak bir güç olarak hareket etme gereksinimi.
3. Yasama sistemi: Çoğu alanda Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu "ortak karar" mekanizması içinde yasama yetkisini paylaşıyor. Konsey üye ülkelerin bakanlarından oluşuyor. Sayısı giderek artan alanda, üye ülkelerin veto yetkisi yok. Kural, oybirliği yerine nitelikli oyçokluğu. Ülkeler büyüklüklerine göre değişik ağırlıkta oy sahibiler.
4. Yetkiler: Bazı yetki alanlarında oybirliği gerekmiyor. Dolayısı ile federal, yani ulusüstü nitelikteler. Örneğin tek pazar ve tek para. Ayrıca, dış ticaret, rekabet, tarım, ulaştırma ... Bazı yetki alanları ise, esas olarak üye devletler arası işbirliği kapsamında yani konfederal bir yapıda. Her üyenin veto yetkisi var: dışişleri, içişleri, savunma, vergi, bütçe, ...
5. Bütçe: AB’nin kendine ait bir bütçesi var. Fakat sonuçta üye ülkelerin toplam ulusal gelirlerinin yüzde birine indirgenmiş bir miktar söz konusu. Yetkileri kullanmada belirleyici olan mali araçların kısıtlılığı, AB’nin ulusüstü egemenliğinin sınırlarının bir göstergesi.

Adım adım ilerleme
Gündemdeki AB Anayasası taslağı, bir federasyon nüvesi olan bu yapının tüm etkenlerini güçlendiriyor. Sistemi göreceli olarak yalınlaştırıyor. Demokrasiyi daha etkin bir şekilde ulusal düzeyden, kararların doğaları gereği gerçek adresi olan AB düzeyine taşıyor. Çok iyi bir anayasal metin değil. Fakat üye ülkeler, uzlaşmalar sonucunda ancak bu kadarını başarabildiler. Anayasa tüm üye ülkeler tarafından onaylanacak veya AB süreci kurumsal bir krize girecek. Geçmişte de buna benzer dönemler yaşandı.
Başından beri var olan federalist ülkünün yanı sıra, işlevselci bir metodoloji de dikkatle uygulandı. Yöntemsel olarak, bir çırpıda bir Avrupa Federasyonu kurmak yerine, adım adım ilerleyecek bir süreç benimsendi. Önce II. Dünya Savaşı sonrası dönemin en önemli ekonomik üretim ve istihdam sektörleri olan kömür ve demir-çelik sanayilerini birleştiren bir topluluk kuruldu. Bu sanayiler, aynı zamanda savaş sanayinin temeliydiler. Coğrafi olarak da Almanya, Fransa, Benelüks ve İtalya arasındaki sınır alanlarında yoğunlaşıyorlardı.
Hemen sonra kurulmak istenen Avrupa Savunma Topluluğu, 1954’te Fransa Senatosu’nun reddi üzerine suya düştü. Bir süre sonra, 1957’de bu başarısızlık Avrupa Ekonomik Topluluğu ile aşıldı. Olabildiğince pragmatik bütünleşme adımları ile 2000’li yıllara ulaşıldı. Üye ülkeler bir taraftan federasyon hedefini canlı tutarken, diğer taraftan da uluslararası ortamın dayattığı gerçekleri dikkate aldılar. Avrupa’da güç birliği yapısı içinde, ulusal çıkarlarını ve pazarlık alanlarını koruma içgüdüsü ile hareket ettiler. Federasyon kavramı bir Alman, Belçikalı, İngiliz veya Fransız için çok farklı anlamlar içermeye devam etti bu arada.
Bundan sonra ne olabilir? Anayasa onaylanmaz ise, yenilenerek tekrar referandumlara sunulabilir. Veya bir süre beklenir. Bu arada AB son düzenlemelerin yapıldığı Nice Antlaşması temelinde işlemeye devam eder. Belki de mevcut antlaşmalarda yer alan bir sistem gündeme gelir: güçlendirilmiş işbirliği.

Türkiye etkilenir mi?
Anayasanın Fransa veya İngiltere’de referandumda reddedilmesi durumunda, bir çok siyasal gözlemci ve uluslararası mali kuruluş Türkiye’nin nasıl etkileneceği üzerine öngörülerde bulunuyor. Etki-tepki ölçmesi zor bir konu. Bir görüşe göre, AB krizde ise, genişleme süreci tökezler, Türkiye’ye yönelik yabancı sermaye ilgisi ve iç piyasanın güveni zedelenebilir. AB kamuoyunun anayasa taslağına tepkisinin ardında ekonomik büyüme sıkıntılarının türevi olan işsizlik, işsiz kalma kaygısı, göçmen korkusu ve siyasal merkeze karşı güvesizlik gibi etkenler var. Bu bağlamda, Türkiye etkeni de olağanın çok üzerinde bir derecede devreye giriyor.
Aslında kısa vadede Türkiye üzerinde bu durumun somut bir etkisi olmaması gerek. Türkiye’nin önündeki zaman dilimi ile AB’nin anayasa krizinin vadesi farklı. Bu nedenle, AB’nin kurumsal yönelim olasılıklarını ve bunlara göre Türkiye’nin konumunu 2015 perspektifinde sorgulamakta yarar var.

AB Senaryoları ve Türkiye
1.Kaos. Türkiye’nin tam üyelik menzilinde olacağı 2010- 2014 yıllarında AB halen bir kurumsal kaos ve siyasal kriz içinde ise, ve dolayısı ile halen ekonomik büyüme sancılarından muzdarip ise, en olumsuz senaryo oluşmaktadır. Bu durumda aday ülkeler için olduğu gibi, mevcut üyeleri içinde cazibe merkezi olmaktan çıkmış bir AB söz konusu demektir.
2.Federasyon. Bu senaryo anayasa taslağının onaylanması sonrasında, işlevselci evrimin devamı ile olası. Bir sonraki aşamada, 25-30 ülkeli bir Avrupa Birleşik Devletleri kurulur. Eğer anayasa onaylanmaz ise, hemen sonra olası bir ekonomik büyüme ortamında ikinci bir girişimle de bu noktaya ulaşılabilinir. Küresel gelişmeler de, bu yönde tetikleyici bir rol oynayabilir. Zor bir olasılık, fakat er veya geç Avrupa uygarlığı bu aşamaya gelebilir. Bu senaryoda yeni üyelikler zorlaşır. Kendi içinde daha fazla bütünleşmiş bir birliğe katılım daha fazla zaman alır. Fakat Türkiye zorlansa da, halkını yüksek standartlar ve koşullara taşıyan dinamik bir ülke olma hedefinin çekim gücü ile başarılı olacaktır. Bu durumda Türkiye’nin nüfusu büyük bir ülke olmasından kaynaklanan bazı AB kaynaklı kaygılar, federal mantıkta geçerliliğini yitirir.
3.Konfederasyon. Bugünkü AB’nin bazı ayarlamalarla desteklenerek kurumsal istikrara kavuşmuş hali. Daha ileri gitmeden ve tek pazar olgusunu önplana çıkartan bir ekonomik blok. Artık kıtasal bir proje olarak, AB’nin taşıyabileceği en ileri birlik derecesi. Böyle bir AB’ye Türkiye’nin üyeliği, halen işlemekte olan sürecin doğal sonucu olur.
4.Değişken geometri. Antlaşmalara göre bazı ülkeler, diğerinin de onayı varsa, "güçlendirilmiş işbirliği" kurabilir. Avrupa’da farklı derecelerde birlik halkaları oluşabilir. Bugünkü Benelüks’ün Almanya, Fransa ve belki İtalya ve İspanya gibi bir kaç ülkeye daha genişlemiş hali tasarlanıyor. Bu çekirdeğin etrafında İngiltere ve İsveç gibi daha esnek bir birlik içinde olmayı tercih edenler yer alır. Ayrıca bir çok Balkan ve Orta Avrupa ülkesi gibi teknik açıdan yeterli düzeyde olmayanlar da bu çembere dahil olur.
Bu yeni bir AB değil, mevcut AB’nin içinde yeni bir merkez anlamına gelir. Zaten halihazırda, Euro, iç güvenlik konularında Schengen ülkeleri, savunma boyutunda ortak askeri birlikler gibi tüm AB ülkelerini kapsamayan gruplaşmalar var Bu senaryoda, Türkiye ilk aşamada rahat bir şekilde esnek AB’ye üye olur. Avrupa dışında kalmama, siyasal ve ekonomik istikrar, toplumsal kalkınma hedefleri, Avrupa içi teknolojik, bilimsel ve sosyal işbirliği programları, dünyanın diğer ülkeleri ile ilişkilerde güçbirliği gibi ulusal çıkarlarını güvenceye alır.
Esnek çember Türkiye için uluslararası ekonomik ortamda rekabet gücünü daha iyi destekleyebileceği bir hareket alanı sağlayabilir. Belki de güvenlik boyutunda hızla merkez Avrupa’ya doğru ilerler. Fakat bu senaryoda bir çok alt hipotez var. Değişken geometrinin sonucu AB içinde ikinci sınıf üyelikler veya çıkar çatışmaları olursa, Türkiye’nin Avrupa politikası bulanıklaşabilir. Etkili bir Türkiye için Türkiye’nin AB üyeliğini kategorik olarak dışlayan tek senaryo kaos olasılığı. Diğer senaryolarda demokrasisi pekişmiş, ekonomisi istikrarlı ve sosyal kalkınması ivme kazanmış bir Türkiye’ye AB içinde yer var. Etkili ve etkin bir üye ülke yeri bu.
Avrupa’nın geleceği şekillenirken, Türkiye açısından en vahim gaflet, bu süreci iyi takip etmemek olur. Avrupa bütünleşme sürecinin ruhunu, hukukunu, ekonomik ve sosyal dinamiklerini, küresel koşullarını, sorunlarını ve zayıf noktalarını iyi değerlendiren bir müzakere süreci kurgulamak gerekiyor.
AB’nin fikir babası Jean Monnet’nin Avrupa düşüncesini şekillendiren ünlü sözleri dikkate değer: "İnsansız hiç bir başarı olanaklı değildir. Kurumlar olmadan ise, hiç bir başarı kalıcı değildir. İyi inşa edilen kurumlar, kuşakların bilgeliğini biriktirir ve geleceğe aktarır".

Uzak Bir Galakside Siyaset
"Çeşitlilikte birlik" Avrupa Birliği’nin temel ilkesi. AB projesi de, uzaklarda bir galakside, canlı türleri ve gezegenler arasındaki birliğin öyküsünü anlatan Star Wars'taki gibi başarılı olma çabasında.
"Uzak, çok uzak bir galakside ..." diye başlar Yıldız Savaşları külliyatının filmleri. "Güç seninle olsun" duası duyulur her filimde. Bu galakside, evrene enerji veren "güç" önemlidir. Gücü hissedebilen ve yönetebilenler iyiliğin koruyucusudurlar. Kötüye kullananlar ise, ruhlarını karanlık tarafa satmış olurlar.
Hikaye basit sayılır: Uzayın sonsuzluğunda, Samanyolu'ndan epeyi uzaklarda, yüzlerce farklı gezegenin farklı canlıları, çeşitli siyasal kültürlerine rağmen, aşağı yukarı ortak teknoloji ve ekonomik düzen etrafında bir federasyon kurmuşlardır. Bu bir demokratik cumhuriyettir. Senatosu ve seçilmiş başkanı vardır. Fakat bir dönem geliyor, bazı karanlık güçler galakside düzeni bozmak için terörü tetikliyor. Aradan sıyrılan bir siyasal hareketin lideri, sorunları çözmek üzere olağanüstü yetkilerle göreve geliyor, fakat sonunda diktatör oluyor. Cumhuriyet imparatorluğa dönüşüyor. En sonunda, bu yeni düzene başkaldıran, direnişe geçen "iyi"ler karanlığı yeniyor.

Geniş etki dalgaları
Birincisi 1977’de gösterime giren "Star Wars", sinema tarihinin en uzun soluklu, en maddi getirili ve en küresel etkili kurgu bilim filmleri dizisi oldu. İlk çekilen üç filimde hikaye mutlu sonla bitince, bir süre sonra serüvenlerin evveliyatına geçildi. Cannes 2005 festivalinde 15 Mayıs’ta galası yapılan, ‘sonun başlangıç hikayesinin son filmi’ ile seri geriye dönük olarak tamamlandı. Bu son film tüm hikayenin üçüncü bölümü olurken, en eski film dördüncü bölüm olarak yeniden numaralanmış oldu.
En sonu bilinen bir hikayeye rağmen, bir filmin uluslararası kültüre ve piyasaya bu derecede damga vurabilmesi dikkat çekici. Özel etki yaratan teknolojinin, bilgisayar destekli uzay, savaş, başka dünyalar, başka yaratıklar sahnelerinin ve her yaştan izleyicinin eğlence dürtülerine hitap gücünün bu başarıda mutlaka payı bulunuyor. Yıldız savaşlarında aşk, mizah, şiddet, ihanet ve kudret var. Ama bunların ötesinde de bir şeyler var. Her şeyden önce, son Star Wars ‘Sith’in İntikamı’ filmi ile Amerikan sinema sektörü rahat bir nefes aldı. Bir önceki yıla göre yüzde sekiz oranında izleyici kaybına uğramış olan sinema salonları rekor kırdı: bir filmin ilk gününde 50 milyon dolarlık bilet geliri. Diğer günlerde rakamlar hızla uzaya doğru yükselirken, aynı anda dünyanın bir çok ülkesinde gösterime giren film gezegenin eğlence sektörüne manyetik dalgalarla yayılmaktaydı. Eski bir hikayenin ve bir başarı formülünün tekrarı sayesinde Hollywood’da nur yağdı.

Star Wars Sektörü
Star Wars başta Kuzey Amerika olmak üzere, Asya’dan Avrupa ve Latin Amerika’ya yayılan bir sınırlar ötesi sosyolojik vaka. Tabii, bunun en çarpıcı göstergeleri her zaman olduğu gibi ABD’de. İlk filimden bu yana geçen yirmiyedi yıl içinde değişmeyen toplumsal ilgi belirtileri var. Filmin çıkacağı ilk günden önce sinema salonu önlerinde bir kent kampingine dönüşen kuyruklar. Bir anda yükselen okul kırma oranları ve hastalanarak işe gidememe durumları. Sinemaların etrafında uzaklarda olduğu varsayılan galaksinin iyi ve kötüleri gibi giyinmiş dünya sakinleri. Prensesler, Jedi şövalyeleri, karamaskeli lordlar, sevimli robotlar, klon ordusunun erleri... Ellerinde ışık kılıçları ile yıldız savaşlarıcılık oynayan çocuklar ve babaları, ve büyükbabaları...
Star Wars sanayisi yıllardır para basıyor. Her film beraberinde yeni yan ürünler sürüyor piyasaya: oyuncaklar, bilgisayar oyunları, giyecekler, yiyecekler... Star Wars imgeli binlerce ürün. Hamburgercilerden, lüks hediyelik eşyalara yayılan bir yelpaze. Bir de bunun kayıtdışısı var. Korsan ürünlerin piyasa hacmi de milyonlarca dolara ulaşıyor. Daha filmin çıktığı ilk gün New York polisi Harlem’de 1000 adet kaçak DVD buldu. İki gün sonra Pekin’de korsan ürünlerin deposuna baskın yapıldı. Bir sonraki gün ise Kuala-Lumpur’da 500bin adet DVD’ye Malezya polisi el koydu. Üzerine Star Wars’lu resimler basılmış kaçak Uzak Doğu veya Afrika üretimi tişörtlerle ise, kimse başa çıkmaya kalkışmıyor.

Sinema ve Siyaset
Her sanat dalında olduğu gibi, sinema ile de siyaset arasında etkileşim zaman zaman çok belirgin olabiliyor. Filmler, bazen doğrudan siyasal mesajlar verebiliyor, tarihsel veya güncel bir siyasal olaya odaklanabiliyor, anlattıkları hikaye paralelinde siyasal yorumlar yapabiliyor veya çekildikleri dönemin siyasal ve toplumsal özelliklerini yansıtabiliyorlar. Sinema tarihinde, doğrudan siyasal filmler dağarcığında Orson Welles, Charlie Chaplin, Costa Gavras, Yılmaz Güney ve Oliver Stone gibi yönetmenlerin bir çok eseri var. Star Wars’un yapımcısı ve bazı bölümlerinin yönetmeni Georges Lucas, Cannes’da filmini tanıtırken, siyasal mesajlar içerdiğini de vurguladı. Irak savaşını Vietnam’a benzetti ve son filminin Bush karşıtı yorumlar yaptığını söyledi. Böylece, pek derin olmayan bir hikayeye dayalı filme yeni bir boyut eklemiş oldu.
ABD’de nispeten soldaki gruplar, filmin kötü karakterlerini Cumhuriyetçilere benzetmekte gecikmediler. Sinema önlerindeki kuyruklarda, Kongre’de Cumhuriyetçi senatörlerin liderinin isminden yola çıkarak ‘Frist’in İntikamı’ başlıklı broşürler dağıtıldı. Senato’da Anayasa Mahkemesi’ne son derece muhafazakar yargıçların atanmasını eleştiren Demokrat Senatör Frank Lautenberg, kürsüde son Star Wars filminden, Galaksi liderinin diktatöre dönüşmesini yansıtan bir fotoğraf göstererek, senaryodan bir alıntı yaptı: ‘İşte özgürlük böyle yok edilir, bir alkış fırtınası altında’. Galaksiye baskı rejimini getiren imparatorun, demokratik yolla yükselmesi vedemokrasinin zafiyetlerini suistimal etmiş olması ise kendi başına bir siyasal mesaj olarak görülüyor.
Geniş halk kitleleri ile kurulabilecek siyasal iletişim, yüzeysel bir eğlence ürünü kanalı ile ancak bu kadar olur belki de. Filimde kötülerin ‘bizden olmayanlar, bize karşıdır, düşmanımızdır’ anlayışını dışa vurmalarının Georges Lucas tarafından masum olmayan bir Bush benzetmesi olduğuna dair bir çok yorum yapıldı. Zaten ABD’deki muhafazakar gruplar da internet siteleri aracılığı ile ‘Sith’in İntikamı’nı boykot listelerine eklediler.
Halbuki, bazı siyasal gözlemcilerin dikkat çektiği başka bir boyut var. Star Wars filmlerinin ilk dönemlerine bakıldığında geleneksel ABD dış politikası taraftarı bir yön var. Soğuk Savaş yıllarında, özellikle ABD’de Başkan Reagan döneminde Sovyetler Birliği ‘Kötülük İmparatorluğu’ olarak tanımlanmaktaydı.
Nükleer silahlanma yarışında, Sovyetlerin gizlice üretebilecekleri yeni bombalara karşı, uzayda uyduların devreye girdiği bir sistem ile ABD üzerinde korunma kalkanı oluşturma projesine basında takılan isim de ‘yıldız savaşları’ idi. İlk filmlerde galaksiye hakim olan imparatorluk ordusu subaylarının üniformalarının da Sovyet-Mao karışımı bir estetikte olması ise bir tesadüf değildi mutlaka. Tabii, Ronald Reagan iktidara gelmeden önce gösterime giren ilk Star Wars filminin, Hollywood kökenli başkanı en azından söylem açısından etkilemiş olması kronolojik olarak daha mantıklı.

Avrupa Galaksisi
Avrupa ülkelerinde de son derece geniş ilgi dalgaları yaratan Star Wars’un toplumların siyasal kültürü ile etkileşimi ilginç bir konu. Avrupalı gözü ile, bu popüler ürünün dolaylı mesajları arasında ön- plana çıkan bir farklılıkların yönetimi olgusu var. Onaylanma süreci, Fransa ve Hollanda’da referandumlarda olumsuz sonuç çıkması üzerine tıkanan AB Anayasası taslağının temel sloganı ‘çeşitlilikte birlik’. Çok uzaklarda bir galakside, farklı canlı türleri ve gezegenler arasında bir demokratik birlik sağlanabiliyor ve diktatörlüklere karşı sonunda bir demokrasi zaferi olası ise, Avrupa kıtasında birlik projesi de başarılı olmalı.
Özellikle daha genç kuşakları bu çoğulcu yaklaşıma alıştırma açısından Star Wars’un olumlu bir etki bıraktığı gözlemleniyor. Fakat sınırları belli ve abartmamak gereken bir etki. Avrupa da sonunda çalkantılarını aşacaktır. Fakat henüz tam manasıyla ‘güç’ Avrupa’da değil. Star Wars bitti, fakat Avrupa külliyatı devam ediyor. Çok, çok uzaklardaki bir galakside değil. Yanı başımızda, ait olduğumuz coğrafyada.

  N’olacak bu AB işi?
  2010 bitti, 2020 verelim
  AB nasıl değişiyor? Türkiye nasıl etkileniyor?
  II. Barroso devri ve Türkiye
  AB sürecinin özel sektöre etkisi
  Dünya atlası, AB haritası ve Türkiye
  Brüksel’de çok sesli Türkiye
  Demokratik toplum, özel sektör
  Kayıp zamanın peşinde
  Avrupa-Karadeniz Sinerjisi
  AB, Cumhuriyet ve ulusal çıkar
  Hedef İstanbul 2011... ve ötesi
  Ülkelerin kaptan köşkü
  AB karar sistemi değişiyor
  Turistik Siyaset ve AB
  AB Cinleri ve Hurafeleri
  Politika Gırgırı ve Somut Politikalar
  50 Yılın Ötesinde, Hangi Avrupa?
  A B ve C Planları
  İstanbul Markası ve AB
  Berlin Başarmalı
  Avrupa’nın Enerjisi
  Çin Pazarı: Büyüklük Önemli mi?
  Avrupa’da Türk Olmak, Ya da...
  Uluslararası Siyasal İletişim Neden Önemli?
  Küresel Ekonomide AB Nerede?
  Türkiye Avrupa’da mı?
Turistik Bakış
  Demokrasinin Değeri
Hızlıyız, Fakat Koşulların Değişimi de Hızlı
  AB NEREYE? TÜRKİYE NEREYE? Avrupa’da Hedef ve Gerçek
  ‘The Bank’ ve Türkiye:
AB Sürecinde Dünya Bankası Desteği
  AB ile Müzakere Nedir?