MAVİ YOL Dr. Can Fuat GÜRLESEL
Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı
Dünya Ekonomisi Neden Sıkıntılı?
 
Dünya ekonomisinde yaşanan sıkıntı esasında kapitalist sistemin yaşadığı bir sıkıntı. Kapitalist sistem tam rekabet ortamında (hiçbir dönem sağlanamadı) ve her dönem sermaye birikimi sağlanması ile yaşayan bir ekonomik sistemdir. Bu nedenle her dönem bir önceki döneme göre daha çok mal ve hizmet üretilip, satılması gereklidir. Bu sonuçta ekonomik büyüme ve sermaye birikimini yaratmaktadır. Kapitalist sistemde daha çok mal ve hizmet satabilmek talebin artması ile mümkün olmaktadır. Demek ki her dönem daha yüksek talebe ihtiyaç duyulmaktadır. Talep ise doğrudan gelirin bir fonksiyonudur. Yani gelir artarsa talebin artacağı varsayılmaktadır. Ancak talep ayrıca servetten (tasarruflardan) beslenebilmekte veya borçlanma yolu ile genişletilebilmektedir.
Kapitalist sistemi zaman zaman krizlere sokan, karşılaşılan talep yetersizliğidir. Bugün de kapitalist sistem veya dünya ekonomisi benzer bir talep yetersizliği ile veya talebin dengesizliği sorunu ile karşı karşıya bulunmaktadır. Kapitalist sistem bu sorun ile iki kez daha karşılaşmıştı. Klasik iktisatçıların teorilerinin geçerli olduğu dönemde 1929 yılında talep yetersizliği dünya ekonomik bunalımına yol açmıştı. Klasik iktisatçıların her arz kendi talebini yaratır kuramı çalışmayınca Keynes devreye girdi ve böyle bir dönemde nasıl talep yaratılacağını açıkladığı Keynesyen Teori’yi geliştirdi. Keynes Teorisinde böyle bir dönemde devletin harcamalarını genişleterek talep yaratacağını ve bu talebin daha sonra diğer talepleri de yaratacağı gelir ile tetikleyeceğini açıkladı. Keynesyen iktisat kapitalist sistemi 1929 yılında dünya ekonomik buhranından çıkarmıştı. Ancak dünya bu iyileşmeye rağmen2. dünya savaşından kaçamadı.
Kapitalist sistem ikinci büyük sıkıntısını, yani talep daralmasını veya yetersizliğini 1970’li yıllarda yaşadı. 1944’de kurulan para sistemi 1973’de çöktü. Çünkü ABD ekonomisi bu para sistemini destekleyen gücünü kaybetmişti. Ancak kapitalist sistemi esas sıkıntıya sokan petrol fiyatlarının 5 katı artması oldu. Gelişmiş ülkeler petrole bugünkünden çok daha bağımlıydı. Bu nedenle petrol fiyatlarındaki artış önce global bir enflasyon yarattı, ardından talep daralması ile yaşanan bir durgunluk enflasyon ile birleşince stagflasyon adı verilen döneme girildi. Bu dönemde kapitalist sistem önceliğini enflasyon ile mücadeleye verdi. Talep daralırken enflasyonun artması petrol fiyatlarındaki artış ile oluşan maliyet baskısından kaynaklanıyordu. Bu nedenle enflasyon ile mücadele uzun sürdü. Talep daralması ile ilgilenilmedi. Çünkü enflasyon vardı ve hedef enflasyon ile mücadele idi. Enflasyon ile mücadelede başarı sağlanınca bu kez yeniden global talep yaratılması öncelik kazandı. 1980’li yılların başında kapitalizmin yaratıcısı ve lideri iki ülkede Reagan ve Thatcher iktidara gelince radikal politika değişikliklerine gidildi.
Küreselleşme kapitalist sistemi kurtaracak veya global talebi genişletecek sihirli araç olarak devreye sokuldu. Küreselleşme piyasa ekonomisi, arz yanlısı iktisat ve paracı teoriler ile desteklendi. Küreselleşme ile önce mal ve hizmet dolanımı serbestleştirildi. Böylece global talebin önündeki engeller kaldırıldı. Talebi yaratacak gelir konusu ise sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ile çözüldü. Global talebi gelirden çok serbestleşen sermaye hareketlerinin olanak tanıdığı borçlanma genişletmeye başladı. Global talep hızla genişlemeye başladı ve dünya ticaretindeki genişleme dünya ekonomisindeki büyümeyi de hızlandırdı. Küreselleşme gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki bütünleşmeyi de arttırdı. Bu bütünleşmeyi sağlayan önemli unsur sermaye hareketleri oldu.
Gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere sermaye aktardı. Bu daha çok borçlanma araçları ile oldu. Bu akım satın alma gücü yarattı ve bu da global talebi genişletti. Bu süreç 1997 Asya-Pasifik krizi ile sona erdi. Sermaye hareketlerine dayalı şişen global talepbirden söndü ve global talep hızla daralmaya başladı. Kapitalist sistem üçüncü kez global talep daralması ile karşı karşıya kaldı. ABD, kapitalist sistemin karşılaştığı bu talep daralmasının derin bir global ekonomik krize dönüşmesini engellemek için radikal bir politika değişikliğine gitti.
ABD faizlerini yüzde 6.5’dan yüzde 1’e indirerek tek başına yarattığı talep ile global talebi canlı tutmaya çalıştı. Bu dönemde ne AB ne de Japonya global talep yaratabilecek durumda değiller. Bu nedenle ABD tek başına kaldı. ABD ekonomisi tek başına global talep yaratırken cari işlemler ve bütçe açıkları hızla genişledi ve ABD bu açıklarını kapatmak için dışarıdan borçlanmasını genişletmeye başladı.
Bugün gelinen noktada, ABD artık tek başına global talep yaratır olmaktan çıktı. Çünkü cari işlemler ve bütçe açıkları artık yönetilebilir değil ve dış borçlanması da borçlanma kapasitesini geçmeye başladı. İşte dünya ekonomisi ve kapitalist sistem bu noktada kilitlenmiş durumda. Eğer ABD global talep yaratmazsa, kim talep yaratacak belirsiz. ABD tek başına global talep yaratmayı sürdürürse ABD’nin ekonomik risklerini kim karşılayacak, buda belirsiz. Onun için bugünkü sıkıntı euro-dolar paritesi veya paraların değeri değil, kapitalist sistemi yaşatacak global talebi kimin yaratacağı sorunudur.