SİVRİ SİNEK SAZ Av. Talat METE
Size Resim Yapmak Yakışır Paşam...
 
12 Eylül askeri darbesinin baş mimarı, emekli orgeneral Kenan EVREN’in derin bilgileri doğrultusunda! zaman zaman vatandaşlarımızı bilgilendirmek üzere! Ülkemiz hakkında engin fikirlerini! açıkladığını ve siyaset gündemini bir miktar işgal ettiğini, hepimiz biliyoruz.

Zorunlu Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldıktan sonra, resme merak duyan, kendisini bu alanda epeyce geliştiren, resimleri kapışılan ve yatırım aracı olarak satın alınan bu ünlü ressamımız! genellikle “nü” resim yapmaktan sıkıldığında, kafayı biraz dağıtmak için, Ülkemizin yönetimiyle ilgili olmak üzere geliştirdiği dahiyane fikirlerini açıklar… Bu durum genellikle ortalığı karıştırmak için, üstlendiği gizli bir görevdir sanki. “…katıldığı bir toplantıda “aynı durum olsa gene ihtilal yapardım” diyen de yine bu ünlü ressamımızdır.

Kenan EVREN, Türkiye’nin esenliği için, Marmaris’in bol oksijenli havasını soluyarak, uzun zamandan bu yana evinde resim yaparken, verdiği dinlenme aralarında, kafa patlatarak bulduğu harika düşüncesini açıklar geçenlerde; “Türkiye sekiz eyalete bölünerek yönetilmeli”… Sonrasında, toplumumuzun her kesiminden yükselen, sert ve hicvedici tepkilerden, hemen çark ederek, “yanlış anlaşıldım, dım dım dım” nakaratına geçer, netekim…

Sayın Evren Paşa, bugün üniter devlet yapımızın korunması için olağanüstü çaba harcayan askeri genelkurmay ve yurtsever toplum güçleri ile eski bir asker olarak, bu düşüncesi ile ters düştüğünü idrak edemiyor mu?

Kenan EVREN, buna benzer dahiyane! çıkışları 1980 askeri darbesinden sonra da yapmış ve Ülkemizin bugün rejim açısından içinde boğuştuğu karamsar ortamın yaratılmasında baş oyuncu olmuştur.

1980 Hareketi sonrası, ilk iş olarak, Ülkemizin demokratik açılımını sağlayan 1961 Anayasasını rafa kaldırarak, yasakçı zihniyeti ilke olarak getiren ve bir çok yasaya askeri üniforma giydiren Kenan EVREN değil midir?

Sağda ve solda tüm siyasi partileri kapatıp, yetişmiş ve deneyimli tüm siyasilere yasak koyan ve ülkemizin başına, deneyimsiz ve Mustafa Kemal Atatürk’ün, kurtuluş ve kuruluş ilkelerinden bihaber siyasiler sayesinde, bugün ki sorunların açılmasına neden olan Kenan EVREN değil midir?

Yüksek hakimler ve savcılar kurulunu yerle bir edip, yargıyı bağımsızlıktan çıkarıp, siyasetin bağımlısı haline getiren, sivil toplum kuruluşlarını kökünden budayan, dini siyasete alet etmenin önemli adımlarını atan, tek tip, sorgulamayan, düşünmeyen, ilgilenmeyen gençler yetiştirilmesinin yolunu açan, Kenan EVREN değil midir?

Kenan EVREN’in bu dahiyane! önerisi ile, bir an belleğim beni, 1984/85 yıllarına geri götürdü. Adeta zaman tünelinden geçmişe yolculuk yaptım. Mart 1984 tarihinde, Ülkemiz aydınlarınca (2 bini aşan sayıda) imzalanarak, Ankara Altındağ 1. Noterliğinde, 05 Mart 1984 tarihinde 7826 no ile onaylatılıp, Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na verilen “Türkiye’de demokratik düzene ilişkin gözlem ve istemler”iiçeren dilekçeden dolayı, imzacılar arasından seçilen önce 46, sonra ek iddianameyle ilave edilen 10, daha sonra da ilave edilen 3 aydına, yani toplam 59 aydına, bu doğal demokratik istemlerinden ötürü dava açılmıştı. Kamuoyunda “Aydınlar dilekçesi davası” olarak bilinen, hukuki yüz karası bu davada, ben de 59 sanıktan biriydim (dilekçeyi yaygınlaştıranlardan olarak). Kenan EVREN de o tarihlerde Cumhurbaşkanıydı doğal olarak! O tarihlerde Kenan EVREN, her fırsatta Anadolu’yu gezer ve açık hava toplantılarında tek taraflı olarak halka askeri darbeyi benimsetme toplantıları yapar, siyasileri ve aydınları kötülerdi.

Bunlar sadece küçük birer örnek, yazmaya devam etsek sayfalar yetmez. Bu nedenle, bugün ki söylemleri için Kenan EVREN’i önemsememek gerekir.

Kenan Paşa yaşını başını almış eski bir asker. Paşa paşa evde oturup resim yapmalı sadece.

Sahi Paşam sizin ne işiniz var öyle eyalet meyalet işleriyle, canım. Uğraşmayın, kafa yormayın, devleti yönetme işleriyle… Siz oturun evinizde resim yapın daha magazinel olursunuz…

Toplum cinnet getirirse…

Her gün gazetelerde insanın içini karartan, burkan olay ve haber okursanız ne hissedersiniz? Ben delirir gibiyim doğrusu. Toplum nereye doğru gidiyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Acaba korku tüneline mi girdik?

Kocasını 17 yaşındaki sevgilisine öldürten, iki kardeşi bıçaklayıp boğazın derin sularına atan, pompalı tüfekle 7 yaşındaki çocuğun bacağını koparan, araçların camlarını parçalayarak çanta çalan, düğünde havaya ateş ederek gelini ya da damadı vuran, hırsızlar, katiller, gaspçılar, kapkaççılar, tuzağa düşürdükleri kadınları fuhşa zorlayan zorbalar, töre cinayetleri, çocuk pornocuları bu haberler neredeyse sıradan olmaya başladı. Ülkemizde can ve mal güvenliği yok gibi. Bunu sağlamakla görevli güçler de neredeyse seyirci ve cinnetin içinde.

Bu durumu 1929-30 Amerika’sına benzetiyorum. Al Capone’ların kol gezdiği bir dünya. Bizde de neredeyse, akşam yatan sabah mafya babası olarak uyanıyor. Herkes suskun. Herkes sindirilmiş bir vaziyette yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Böyle bir yaşam nasıl ve nereye kadar sürdürülebilir? Yarın Fransız örneği kent varoşlarından merkeze bir saldırı olmasını ve kargaşa ortamını kim önleyecek.

Bu ülkeyi yönetenler veya yönetmeye aday olanlar, bu konularda hiçbir şey söylemiyor veya söyleyemiyor. Herkes sadece tribünde seyirci.

Tabii ki bir toplumda, bunca ekonomik sorun varsa, kırsal kesim kalkındırılıp, göç önlenemiyorsa, eğitimli ya da eğitimsiz gençliğin neredeyse tümü işsizse, yarın ne olacak endişesini tüm kesimler yaşıyorsa, asgari ücret açlık sınırındaysa, toplumda geleceğin iyi olacağına ilişkin umut ve heyecan yoksa, gemisini kurtaran kaptansa, eğitim sorun olmaya devam ediyorsa, cehalet yenilememişse, toplum katmanları arasındaki gelir farklılığı uçurumları bile aşmışsa her gün gördüğümüz acı tabloyu kartopu gibi büyüyerek tekrar tekrar göreceğiz demektir.

Yaşamakta olduğumuz bu karamsar ortamdan nasıl çıkacağımıza dair hiç kimseden tık gelmiyor. Neredeyse işimiz Allah’a kalmış durumda. Bu gidişle korku tünelinde daha uzun bir süre yol alacağız gibi görünüyor. Allah sonumuzu hayreylesin…

Cinnet mi getiriyoruz nedir? Bu durumun doktoru siyasiler değil mi acaba? Hiç birisi bu konuda reçete yazmıyor. Bir kelime etmiyor. Sanki ortalık güllük gülistan. Acaba Kenan Paşa’ya mı sorsak nasıl düzelir bu ortam?