AB GÜNDEMİ Dr. Bahadır KALEAĞASI
TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü
Ülkelerin kaptan köşkü
 
Dr. Bahadır KALEAĞASI AB ve UNICE Nezdinde TÜSİAD ve TİSK Temsilcisi, Brüksel Ülkelerin kaptan köşkü Bir basket takımı, uzay gemisi ve ülke arasındaki ortak nokta nedir?
Her üçünü de yönetmek için lider ve yıldızlar gerekir. Ayrıca takım ruhu, bilgi, deneyim, disiplin, soğukkanlılık, kriz yönetimi yeteneği ve uzak görüşlülük; takıma, konulara, zamana ve mekana hakimiyet gerekir.

Başarılı lider
Belçika’nın en güçlü basket takımı Charleroi’nın salonunda Galatasaray ile maçını izlerken çağrışımlar peşi sıra geliyor. İş günü geride kalmış olsa da, radyoaktif dalgaları devam etmekte. Galatasaray-Ülker Café Crown yeni bir takım sayılır. Yetenekli oyuncuları bu yıl bir araya geldi. Mevsim başından itibaren giderek güçlenen bir çizgide yükseliyor. Bu ilerlemenin lideri ise takımın çalıştırıcısı, koçu Murat ÖZYER. Takıma, oyuna, sahaya ve tribünlere hâkim. Alçakgönüllü fakat özgüven yansıtıyor. Soğukkanlı fakat enerji yayıyor. Maçın en sıkıştığı anlarda saniyelik kararları alıyor ve uygulatıyor. Sahada duruşu ile takıma kişilik veriyor. Maçı izlerken Murat’ı ilk tanıdığım okul sıralarına uzanınca düşüncelerim, aklıma o yıllardaki çocukluk kahramanım geliyor: Kaptan Kirk. Parlayan yıldızlara açılan evren, gizemli bir müzik ve fonda bir ses: “Uzay. Son sınır ...”. Aniden uzaktan bir ışık olarak belirip, hızla yaklaşarak, ekrandan fırlayacakmış gibi geçen uzay gemisi Atılgan’ın kaptanıdır Kirk. Dünyada ve Türkiye’de yetmişli yılların en fazla iz bırakan dizilerinden Uzay Yolu’nun başoyuncusudur. Uzayın insanı ürküten derinliği ve yalnızlığında, yeni gezegenler ve uygarlıkları keşfe çıkmış gözüpek bir mürettebatı yönetir. Uzayda sık sık kriz yaşarlar. Aniden kırmızı alarm olur. Beklenmedik bir nesne, manyetik alan veya saldırı vardır. Kirk hızla kaptan köşküne girer, dev ekran karşısında soruna vakıf olurken, diğerleri de yerlerini almış durumla ilgili verileri geçmeye başlamıştır. Volkan gezegeni kökenli Spak’tan bilimsel analiz gelir. Zenci kadın Teğmen Uhura radyo dalgalarıyla iletişim kurar. Çekik gözlü Sulu savunma kalkanlarını açar. Slav aksanlı Çekov yörünge hakkındaki verileri aktarır. Makine dairesinden başmühendis Scotty geminin enerji kaynaklarını ayarlar. Dr. McCoy psikolojik danışmanlık görevini üstlenir. Kaptan takımına, güverteye ve duruma hâkimdir. Danışır ve hızla kararlar verir. Herkes kendi sorumluklarını yerine getirir.

Değişime uyum
Uzay Yolu dünyada en çok izlenen ve sanal âlemde uzantısı olan seri konumunu uzun yıllar korudu. Bu arada altmışlı yılların sonunda tasarlanan dizi eskidi. Kirk rolünü oynayan William Shatner ve mürettebatı yaşlandı. Toplum ve dolayısıyla izleyici değişti. Teknoloji ilerledi. İngilizce özgün adı “girişim” (“Enterprise”) olan Atılgan gemisinin sahip olduğu teknik yapıya bugün bakınca, Kirk ve arkadaşları uzaya “kelle koltukta” çıkmış görünüyorlar. Sonraki yıllarda Uzay Yolu yeni gemiler, konular, teknolojiler ve mürettebat ile yörüngede kaldı. Toplumsal düş dünyası ve yaratıcılığın uzaya olan ilgisinin simgelerinden birisi oldu. İnsanlar ve canlılar arası eşitlik ve barış mesajlarıyla takdir topladı. NASA da bu nedenle, 1977 yılında Dünya etrafında insansız olarak yörüngeye soktuğu ilk uzay mekiğine “Enterprise” adını vermişti. Dizinin her yenilenmesinde en önemli sorun kaptan tercihi oldu. İlk olarak o dönemin gözde uluslararası kişiliği Sovyet lider Gorbaçev gibi saçsız imajı ve Shakespeare oyuncusu deneyimiyle Patrick Steward’ın canlandırdığı Kaptan Picard geldi uzay gemisinin yönetime. Onu Kanadalı Kate Mulgrew’in oynadığı kadın Kaptan Janeway takip etti. Sonra Zenci bir kumandan ve tekrar ilk kaptanın profiline yakın bir başrolle devam etti dizi. Uzay gemisi kaptanı seçimlerinde bir kadın ve zenci söz konusu olduğunda ister istemez aynı soru geldi gündeme: “Acaba bir gün bir kadın veya zenci de ABD başkanı olacak mı?”

Liderlik kodları
Fakat dizi yapımcıları için asıl belirleyici olan cinsiyet, ırk veya görünüm değildi. İleri bir yüzyılda insanlık uygarlığını uzak galaksilere götüreceği düşlenen uzay gemisinin kaptanı için aynı temel nitelikler arandı: bilgili, özgüvenli, soğukkanlı, atılgan bir lider. Kaptan köşkünde duruma hâkim bir mevcudiyet (İngilizce özgün tanımlamasıyla“commanding presence”). Bu da yetmezdi tabii ki. Giderek kaptanın takımı çok daha iyi uzmanlaşmış, yıldızlaşmış, her biri geleceğin potansiyel kaptan adaylarından oluştu. Çok daha düzenli bir danışma, bilgilendirme ve kriz yönetimi ile uzayın bilinmezlikleriyle mücadeleye devam ettiler. Daha ileri teknolojiler devreye girdi. Kaptan köşkü de daha iyi tasarlandı. Daha etkin hâkim olunan bir mekana dönüştü. Kaptanlara da duruşlarıyla gemiye kişilik vermek kaldı.
Liderlik. Takım. Bilgi. Teknoloji. Zaman. Mekan. Bunlar ülke yönetimi için de temel ve sürekli yenilenmesi gereken etkenler. Yıllar önce bir belgeselde Fransa’da başbakanlığın nasıl işlediği anlatılıyordu. Başbakanlık denen yer Paris’te bir devlet dairesinden farklı. Sabah çalışmaya gelinen, koridorlarında bekleşilen, çaycılar, hademeler ve güvenlikçiler, memurlar, birbirinden kalın duvarlarla ayrılan özel kalemler ve üzerinde kalemlikler ve dosyalar dizili, bilgisayarların yanda ikincil bir konumda olduğu görüntülerden oluşan bir mekan değil. Başbakanlık bir kurum. Adı Matignon. Başbakan orada yaşıyor. Etrafı yakın yardımcılarıyla çevrili. Üst düzey bürokrasi ve siyasetle iletişim süreklilik içinde. fiık salonlar, toplantı odaları, ortak alanlar ve bilgisayarlarla ülkeyi ve dünyayı 24 saat izleyen, 24 saat yaşayan bir kurum. Ülkenin kaptan köşkü. Başbakan duruma hâkim.
Matignon’a iş görüşmeleri nedeniyle birkaç kere gittiğimde iktidar ve mekan ilişkisini bu belgesel sayesinde daha iyi anladım. Dünyadaki diğer siyasi yönetim merkezlerinde de benzer gözlemlerim oldu: Washington DC’de “Beyaz Saray”, Londra’da “10, Downing Street”, Madrid’te “Monclau”, Berlin’de ki yeni çok modern başbakanlık “Bundeskanzlerant” ve yine Paris’te cumhurbaşkanlığı “Elysée” …Birçok başkentte siyasal mekanlar, iç düzenlemeleri, buraları kullanan takımların gücü ve çalışma sistemleri ülkenin kaderinin şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Atatürk’ün de Çankaya’da dönemin koşullarında bir kaptan köşkü kurduğu anlaşılıyor.

Yeni zaman, yeni mekan
Zamanla her şey değişiyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu küresel ortam da hızla değişmekte. Artık çok daha farklı bir yönetim sistemi gerekli. Farklı, yeni ve kendini sürekli yenileyen. Çağın gereklerine, küresel rekabet ortamına, Avrupa demokrasisine, bilgi toplumuna ve yüksek teknolojiye uyum sağlayan.
İçinde bulunduğumuz dönemde, yönetim kurulu odalarında, düşünce kuruluşları raporlarında, mali kurumların bilgi notlarında ve bakanlar kurullarında hem “rekabet gücü” hem de “yaklaşan kriz” konuları giderek ağırlığını hissettiriyor. Uluslararası mali piyasalarda daralma hızlanabilir. ABD ekonomisinde yavaşlamanın zincirleme etkileri çok yönlü yayılıyor. AB’de ekonomik büyüme yetersiz. Çin enflasyon korkusuna girdi. Rusya’da siyasal geçiş başladı. Petrol fiyatlarında artık “yüksek” ve “düşük” gibi sıfatların ölçüsü bozuldu.
Türkiye de her ülke gibi kriz dalgalarına maruz kalacak. Önemli olan ayakta sıkı durmak. Ve de bu arada orta vadeli atılım kararlarını almak. Dünyadaki gelişmeleri iyi okumak, verileri doğru kullanmak. Hedefleri, kaynakları ve takvimi belli politikaları uygulamak. Ülkenin önünde eğitim, kayıt dışı ekonomi, tarım, enerji, yatırım ortamı, sağlık gibi temel alanlarda radikal bir reform gündemi var.
AB süreci ise tüm alanları yatay kesen bir konu. Toplumun her kesimini doğrudan ilgilendiriyor. Her alanda Türk halkına daha iyi bir yaşam sunacak ilerlemeler söz konusu. Ayrıca, süreçte ilerledikçe uluslararası ortamda güçleneceğiz. Daha güçlü bir demokrasi, ekonomi ve toplum olduğumuz derecede ulusal çıkarlarımızı daha iyi koruyabileceğiz. Bunun gerektirdiği takım disiplini en başta hükümete ve bürokrasiye hâkim olmalı. Baka