Akıl NOKTASI Prof. Dr. Bengi SEMERCİ
Bengi Semerci Enstitüsü
Psikiyatri
 
Dünya sağlık örgütü sağlığı, bedenen, ruhen ve sosyal olarak tam iyilik hali olarak tanımlar. Türkiye’de bedenen ve sosyal olarak sağlığa ilişkin tarışılacak çok şey var. Ama biz kendi alanımıza, psikiyatriye bakalım. Son yıllarda azalmakla birlikte “deli” tanımlaması nedeni ile psikiyatriden uzak duruldu. Bu uzak durma sadece sorunlu kişiler için değil, hekimler için de geçerliydi. “Deli doktoru” olmayı tercih eden sayısı çok azdı. Şimdi psikiyatri ve çocuk psikiyatrisi en çok tercih edilen ve en yüksek puanlarla asistan alan iki bölüm haline geldi. Nüfusu 70 mil-yonları aşan bir ülkede yaklaşık 1000 psikiyatri hekimi olduğunu düşünürsek ulaştığımız yerin çok da iyi olmadığını söyleyebiliriz. Bu arada psikiyatrik sorunu olmanın ayıp olmadığını, gidilmesi gerektiğini öğrenenlerin gidebilecekleri yerler ne durumda? Özel olarak çalışan hekimlere maddi olarak ulaşabilenler dışında kalanlar hastanelere gidiyor. Hergün yaklaşık 100 hasta bakmak zorunda olan hastane doktorunun gerçek anlamda psikiyatristlik yapmasını beklemek zor. Hasta yararlanamadığı gibi, o da mesleki hazza ulaşamıyor. Özel hastaneler ise çoğu kez psikiyatri bölümüne yer vermeyerek, başka branştan doktorların ilaç yazmasını önerip toplumsal ruhsal sağlığın baltalanmasına katkı sağlıyorlar.Özel sağlık sigortaları genellikle psikiyatriyi kapsam dışı bırakarak, hem bireysel olarak kişilerin, hem de başarısı çalışanlarının ruh sağlığına bağlı olan şirketlerin verim kaybına aracalık yapıyorlar. Bengi Semerci Enstitüsü olarak yaptığımız iş yeri eğitim çalışmalarında psikiyatrik gizli sorunların en sık iş verim düşüklüğü nedeni olduğunu gördük, görüyoruz. Buna rağmen farkında olmayan yöneticiler elemanlarının sigortalarını yaparken bunu dikkate almıyor, sigorta şirketlerine karşı ellerindeki gücü kullanm›yorlar.

Psikiyatri Niçin Önemli?
Dünyada en sık ölüme yol açan nedenlerin başında kronik hastalıklar geliyor. Onu ise intiharlar ve kazalar takip edi-yor. İntiharların en önemli nedeni depresyon olarak saptanmış. Kazaların ardında ise tedavi edilmemiş ruhsal bozukluklar, özellikle de dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu yatıyor. Çocukluk döneminde tedavi edilmeyen dikkat eksikliği, dürtüsellik toplumsal sorunların başında gelen suçların temelini oluşturuyor. Madde bağımlılığının toplumda oluşturduğu sorunlardan ve risklerden bahset-meye bile gerek yok.Toplumsal açıdan durum böyleyken, iş yerlerinde kişiler arası ilişkiler, anlaşmalar, zoluklar ruh sağlığımızla bağlantılı. Sinsi psikiyatrik sorunlar zararsız gibi görünüp, verimi düşürüyor. Tüm dünya istatistikleri iş ve güç kaybına neden olan sorunların birinci sırasında depresyonu işaret ediyor. Aile içi sorunlar, gelecek nesillerin yetiştirilmesi bunların yanında daha bireysel kalan ama kar topunun çığa dönüşmesine neden olan konulardır.

Psikiyatrik Bozukluk Tanısı Koymak Kolay Mı?
Aslında bir psikiyatrist olarak bu soruya hemen yanıt verebilirim; Hayır, kesinlikle kolay değildir. Kolay olmadığı için hala okuyorum, hala bazı başvuranların tanıları hakkında bir meslektaşımla tartışma ihtiyacı duyuyorum. Kolay olmadığı için ilk kez gördüğüm kişiler hakkında, onlar ya da aileleri ısrar etseler bile hemen tanı konulmasına karşı çıkıyorum. Bana zor gelmesine karşın, psikiyatrist olmayan, bu konuda herhangi bir eğitimi ya da deneyimi olmayan herkese tanı koymanın ne kadar kolay geldiğini gördükçe şaşırıyorum. Şaşırmanın ötesinde, insanların hastalık tanıları ile damgalanmasının, aşağlanmasının, tanıların hakaret hatta küfür gibi kullanımının etik dışı, damgalayıcı bir davranış olduğuna inandığım için rahatsız oluyorum. Gençler bir birlerine şizo, psikopat diye sesleniyor. Erişkinler karşılarındakinin davranışlarını sadece tanımlamak ve nedenini anlamak yerine “panik atak geçiriyor, depresyonda” gibi tanıları kullanıyorlar. Öfkeli demek yerine psikopat, beklediğinizin dışında davranıyorsa okunan küçük bir yazıya dayanarak bipolar demek kolay geliyor. Anlattığınızı anlamayan ya da farklı anlayan olduğunda, niçin anlatamadığınızı ve nasıl anlatabileceğinizi düşünmek yerine, onları zeka azlığı ile suçlamak sorumluluktan kurtarıyor. Böylece hastalık isimleri, sendromlar gerekli gereksiz herkesin dilinde dolaşıyor. Buna rağmen hekime ulaşan sayısı çok az. Oysa insanların damgalanma korkusunu kullanarak, adı ve işi psikiyatrist olmayan, bu konuda eğitim almamış kişi ve kurumlar kendini geliştirmeci, yaşam koçu, NLP’ci vb isimlerle tehlikeli bir alanda, insan sağlığı üzerinde oyun oynuyorlar.
Stigma olarak da isimlendirilen damgalanma, kişinin psikiyatrik rahatsızlığı olduğunu kabul edip, yardım almasına, işbirliği içerisine girmesine mâni olan, kişisel ve sosyokültürel özelliklerden etkilenen özel bir durumdur. Psikiyatrik tedavi almak, rahatsızlığını kabul etmek zayıflık ve yetersizlik olarak algılandığında, birey durumunu çoğu kez bilinçdışı yollarla inkâr eder. Kendini ve çevresini, kimi zaman kendince akla uygun hale getirdiği gerekçeler kullanarak kandırır. Bu sıkıntılı durumla yüzleşmek bir ölçüde acı verdiğinden sürekli bir “kaçınma” davranışı içinde bulunur. Geçen zaman, altta yatan hastalığın ilerlemesine, bireyin ve çevresinin çok daha fazla, ileri safhalarda da geri dönüşü çok zor olan noktalara varıncaya dek ağır zararlar görmesine neden olur. “Damgalanma” az ya da çok, bireyden bireye ve toplumdan topluma değişmekle birlikte hemen bütün psikiyatrik rahatsızlıklar için geçerlidir. Belki de hemen hepimiz kimi zaman zor ve sıkıntılı anlara girdiğimizde, profesyonel yardım almayı aklımıza getirdiğimiz halde ertelemeyi ya da “kendi kendimize çözmeyi” tercih etmişizdir. İşte bu anlarda belki de derinlerde bir yerlerde içimizde psikiyatrik tedavi almanın “zayıflık” olduğuna dair anlama biçimi etkili olmuş olabilir. Oysa güç, sorunun olduğunu algılamak ve çaresini aramaktadır. Oysa güç, elindeki olanakları düzelme, yaşama sarılma ve kazanma için kullanmaktır. Oysa güç, seni “damgalamakla” yalnızlığa mahkum etmeye çalışanlara inat, tedavi hakkını kullanıp onları bilgisizlikle “Damgalamak”tır. Zayıflık korkaklıktır, inkardır, “Ya benim de başıma gelirse” endişesiyle başedememektir. Oysa damgalamak kolaydır, damgalanmak da. Ama her ikisine de katlanmak zordur. Damgalamanın bilgisizliğine, eğitimsizliğine, yetersizliğine katlanmakta, damgalanmanın ve dışlanmanın yalnızlığına da...
Yıllardır tüm bu endişelere karşın anlatmaya, destek olmaya çalışan ve Bengi Semerci Enstitüsü ile sadece başvuran bireylere değil, iş yerlerine, gelemeyenlere, damgalanam korkusu ile gelmeyenlere ulaşan biri olarak psikiyatri önemlidir demek istiyorum. Özel hastanelerde arayın, bu konuda eğitimsiz kişilerin, başka branşın doktoru olsalar bile ruh sağlığını bilmeyenlerin sağlığınızı kontrol etmesine izin vermeyin. Sigortalanırken bir gün bedeniniz kadar ruhunuzunda desteğe ihtiyacı olabileceğini unutmadan kapsamına dikkat edin. Sözlerimi psikiyatrinin kurucularından birinin sözleri ile bitirmek istiyorum:
“Hayır, bilimimiz bir yanılsama değildir. Ama bilimin bize veremediğini başka bir yerden elde edebileceğimizi düşünmek, işte bu bir yanılsamadır.”

Sigmund Freud