AB PANORAMA Dr. Cengiz AKTAR
Bahçeşehir Üniversitesi AB Merkezi Başkanı ve Vatan Yazarı
AB İşleri Ne Durumda?
 
Başbakan yılbaşında Irak meselesini AB meselesine tercih ettiğinden bu yana olanlar ve olamayanların bir değerlendirmesini yapalım.

10 Ocak’ta yapılan müzakere yol haritası belirleme toplantısından sonra önemli gelişme AB işlerinden sorumlu bakanın Brüksel’de iki gün içinde tam yedi Komisyon üyesiyle görüşmesiydi. Hoş bu tip görüşmelerde resmiyetten dişe dokunur birşey konuşulamasa da ziyaret Türkiye’nin adaylığının hatırlanması açısından yine de olumlu. Teknik seviyede ise, ABGS müzakere ve eşgüdüm işlerini elinden geldiğince kotarıyor. Türkiye’nin tutum belgeleri için ilgili sivil kuruluşlardan görüş alınıyor. Buna mukabil Genel Sekreterliğin kaynak ve yetki sorunları eskiden olduğu gibi sürüyor ve boşalan kadrolara atama yapılmıyor.

Komisyon’un 2007-2009 dönemi için 1,6 milyar avroluk Çokyıllı Planlama Belgesi’ni (ÇPB) Mart sonunda açıklaması gerekiyor. Kurumsal yapılandırma, sınırötesi işbirliği, bölgesel kalkınma, insan kaynaklarının geliştirilmesi ve kırsal kalkınma başlıklarından oluşan ÇPB, AB hibelerini ve bunlara eklenecek büyük kredi kalemlerini belli amaçlar doğrultusunda çokyıllı bir çerçeveye oturtuyor. Hibelerden bağımsız olan diğer önemli bir kaynak 7. Çerçeve Programı (7.ÇP). Türkiye sonunda katkı payı pazarlığında anlaştı ve bir önceki programdan yeterince yararlanamamasına rağmen 7. ÇP’ye ilgi ve iştahla yaklaşıyor.

Müzakerelere gelince, bugüne kadar taraması yapılan otuzüç başlıktan (34.“Kurumlar” ile 35.“Diğer” adlı torba başlık tarama ve müzakereye tabi değil) ondördünün tarama raporları Komisyon tarafından açıklandı. (Hırvatistan’ın yirmidört tarama raporu hazır!) Bunlar arasında “Bilim ve Araştırma” geçen yıl ortasında müzakere edildi ve geçici olarak kapatıldı. Yakın zamanda “İşletmeler ve Sanayii Politikası”, “Ekonomik ve Parasal Politika”, “İstatistikler” ve ”Malî Kontrol” başlıklarında Türkiye’den müzakere tutum belgesi istendi. “İşletmeler”inki Brüksel’e yollandı, diğer üç başlıkta ise tutum belgeleri tamamlanmak üzere.

Ancak bu olumlu gelişmeler konusunda bilmemiz gereken iki şey var. İlkin açılan başlıklar içerik ve ağırlık anlamında uyumu çetin başlıklar değiller. İkincisi, müzakere sürecimiz neredeyse tamamen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (KC) kontrolü altında. Nitekim “İstatistikler” başlığı dışındaki diğer üç başlıkta KC’nin “genel çekince” ve “açılma koşulu” (opening benchmark) kisveleri altında engellemeleri vardı. Bu tavır değişince müzakerelerin önü açıldı. Ancak bu tavır değişikliğinin açılmayı bekleyen diğer başlıklarda da gerçekleşeceğini söylemek mümkün değil. Bilakis. Nitekim 4 numaralı “Sermaye’nin Serbest Dolaşımı” başlığı Brüksel’deki son temsilciler toplantısında açılma koşulu engeline takıldı ve açılamadı. İki açılma koşulundan ilki KC tarafından talep edilen “AB’den gelecek doğrudan yabancı yatırımın önündeki tüm engelleri kaldıracak bir takvim ve eylem planı hazırla” ifadesini içeriyor. Bu üstü kapalı bir biçimde KC de dahil bütün üye devletleri kastediyor. Diğer bir deyişle Kıbrıs sorununda çözüm olmaksızın Türkiye tarafından verilmesi imkânsız bir taahhüt. Açılmayı bekleyen başlıkların aşağı yukarı hepsinde benzer şerhler mevcut.

Aralık’ta müzakere aşaması dondurulan sekiz başlığın önünü açabilecek “KKTC ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü” konusuna gelince, bu hem KKTC hem de Türkiye’nin talebi sonucunda ve bazı üye ülkelerin girişimiyle Aralık’ta alınan karar uyarınca Alman Dönem Başkanlığı’nca tekrar gündeme taşındı. Komisyon yetkilileri KKTC deniz ve havalimanlarında incelemeler yaptılar. Ancak burada iplerin yine KC’de olduğunu unutmamak gerek. Duyduğum, kısa vadede tatminkâr bir sonuç beklenmediği. Avrupa Parlamentosu’ndaki önemli gelişme Sosyalist Avrupavekili Emine BOZKURT’un Türkiye’de Kadın Hakları konusunda yazdığı ikinci raporun kâbul edilmesiydi. Mâlum zaaflarımızın kapsamlı bir çetelesini oluşturan bu raporlar gelişmeleri yansıtan değerli bir kayıt sistemi oluşturuyor.

Son olarak genel havaya bakarsak, Hrant DİNK suikastı Türkiye’nin siyasî siciline birebir geçtiği gibi çok derin ve ciddî bir prestij kaybına da yol açtı. Ülkenin adalet ile emniyetinin yapısı ve işleyişi, diğer yanda farklı kimliklere olan yaklaşım burada olduğu gibi dışarıda da pek çok soru işaretini beraberinde getiriyor. En vahimi ise tüm bu sorunların üzerine gitme konusundaki iradesizlik.