AB GÜNDEMİ Dr. Bahadır KALEAĞASI
TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü
AB ile Müzakere Nedir?
 
AB Konseyi'nin kararlarıyla Türkiye'nin önünde yeni dönem açıldı. Ancak akılcılık, gerçekçilik ve soğukkanlılıkla aşacağımız uzun bir sürece girdik. Brüksel Türkler’i özleyecek. Bu platonik bir duygu olabilir. Türkler Brüksel'i pek o kadar aramayabilir. En azından bir süre. Müzakereler başlayana kadar. Avrupa Birliği Konseyi'nin 17 Aralık zirvesi haftasında Avrupa Birliği'nin başkenti, Türkiye'yle ve Türkler’le yattı kalktı.
 
Her yer Türkiye
Havaalanı, Avrupa semtinin kaldırımları, AB Bakanlar Konseyi binası, basın merkezi, oteller ve özellikle Başbakan ERDOĞAN ve heyetinin konuşlandığı Conrad Oteli yüzlerce Türk gazeteci, diplomat, milletvekili, bürokrat ve sivil toplum temsilcisiyle şenlendi. Yalnızca Brüksel değil, tüm Avrupa Birliği başkentlerinde, bütün üye ülkelerde medyanın ve kamuoyunun ilgisinin odak noktası Türkiye oldu. Avrupa Birliği Komisyonu`ndan sonra, Avrupa Parlamentosu`nun da Türkiye`nin tam üyeliğine destek vermesi ve yirmi beş ülkeden yirmisinin zirve öncesinde koşulsuz onayını açıklaması, akademik kuruluşlardan, sivil toplumdan özel sektörden, yurttaş girişimlerinden yükselen olumlu tepkiler, Türkiye`nin Avrupa`da son yıllarda kat ettiği uzun yolun göstergesiydi.

Müzakerenin içeriği

‘Müzakere, müzakere` denilen şey aslında bir uyum sürecidir. Avrupa Birliği`ne üye olmaya aday ülkeler, Avrupa Birliği müktesebatına uyumun gerektirdiği hakları ve yükümlülükleri yerine getirmeye çalışır.

Avrupa Birliği müktesebatının dört temel kaynağı vardır: Kurucu antlaşmalar, mevzuat, Adalet Divanı içtihadı ve uluslararası anlaşmalar. Mevzuatın içinde ise, bazı yasalar doğrudan geçerlidir: Tüzükler. Bazıları ise çerçeve yasadır, uygulamaya geçmesi için ulusal yasa çıkması gerekir: Yönergeler.

Uyum süreci

Müzakereler aslında görüşme turları olarak geçer. Önce tarama yapılır. Aday ülkenin yasal ortamının AB müktesebatına göre nerede olduğu saptanır. Hangi eksikler, gerekli değişiklikler ve çelişkiler varsa dökümü yapılır.

Sonra AB Bakanlar Konseyi, yani üye ülkeler, müzakere tutumunu saptar, Komisyon buna göre aldığı onay ve görev tanımı ile müzakere başlıklarını değişik zamanlarda açar, Konsey ile birlikte yürütür ve kapatır. Bu başlıklar, sermayenin serbest dolaşımı, tüketici hakları, çevre politikası ve dış ilişkiler gibi değişik AB politikaları alanlarını kapsar. Bu bağlamda aday ülke ile görüşmelerin özünde uyum süreci vardır. Aday ülke önce bir AB mevzuatı alanında ilerleme kaydeder. Komisyon yeterli görür ve Konsey onaylarsa müzakere aşamasına geçilir. Esas olarak müzakere edilen AB müktesebatının içeriği değildir. Aday ülke buna zaten uyacaktır. Bu içeriğe hangi zamanlama, geçiş dönemleri, geçici istisnalar ve uygulama başarısı ile uyacağıdır esas olan. Özellikle yönergelerin yaşama geçmesi için öncelikle ulusal yasalar çıkmalı ve uygulanmalıdır.

Aday ülke bu yönde gerçekleştirdiği ilerlemelerin yeterli olduğuna karşı tarafı ikna etmek durumunda. Bazı alanlarda, müzakere kavramının doğasına daha uygun bir `al-ver` süreci ileri aşamalarda devreye girebiliyor. Bunların en başında ise bütçe gelmekte.

Bütçe ve geçici kısıtlamalar

Aday ülkenin Avrupa Birliği bütçesine katkısı ve alacağı miktarlar aşağı yukarı belirleniyor. Bunun uzantısında bölgesel politika, yapısal fonlar ve tarım politikası bağlamındaki yararlanma oranları ve olası geçiş süreleri üzerinde uzlaşma aranıyor. Diğer bir konu kurumlar. Müstakbel Avrupa Birliği adayının Bakanlar Konseyi`ndeki ağırlıklı oy oranı ve Avrupa Parlamentosu`ndaki koltuk sayısı karara bağlanıyor. Müzakerelerin sonuna doğru gündeme gelen bir diğer önemli konu da geçici kısıtlamalar, düzenlemeler ve geçiş dönemleri. Örneğin, geçmişte özellikle kişilerin serbest dolaşımı konusunda İspanya, Portekiz ve Orta Avrupa ülkeleri bu tür kısıtlama ve geçiş dönemlerini kabul etti. Aday da kendi taleplerini öne sürebiliyor. Örneğin, Polonya, yabancıların mülk edinmesi konusunda geçici kısıtlamalar getirme hakkı aldı. Sonuçta, AB Konseyi`nin 17 Aralık 2004 zirvesi ile, Türkiye`nin önünde yeni ve çok önemli bir dönem açılmıştır. Türkiye`nin AB üyeliği sürecinde, bu tarihten sonra, her türlü müzakere aşamasını, duygusallıktan uzak, özgüvenli akılcı ve gerçekçi bir anlayışla sürdürmesi doğru olacak.

Temel etkenler

Önümüzdeki dönemde, Avrupa Birliği ile müzakere sürecimizi etkileyecek temel etkenlere dikkat etmek gerekiyor:
•Türkiye`de Avrupa Birliği`ne tam üyelik müzakere süreci, kapsamlı bir devlet ve bürokratik kültürünü reformu gerekli kılıyor.
•Avrupa Birliği mevzuatı ve politikaları ve Birlik içindeki değişik ülkeler ve siyasi dengeler arasındaki karşılıklı etkileşimi çok iyi analiz eden ve insan kaynağı etkenine dayalı kadrolar yetiştirilmeli ve göreve gelmeli.
•Avrupa`nın küresel ekonomik rekabet gücü hedefi, anayasal reformu ve siyasal bütünlük alanlarındaki eğilimler, müza-kere tutumu belirlerken dikkate alınmalı. •Avrupa Birliği ile müzakereler ve ilişkiler her zaman küresel düzeydeki gelişmeler ışığında da değerlendirilmeli.
Bu anlamda Türkiye`nin, devlet, hükümet-sivil toplum ve devlet-yurttaş, ilişkileri açısından yeni çağdaş yaklaşımların ön plana çıkacağı yeni bir döneme girmesi gerektiği de göz ardı edilmemeli.

Avrupa Birliği ile yeni dönem başlıyor ve anlaşılan, “yeni” kavramının kapsamı çok geniş olacak...

 
Tarama ve Müzakere Çerçevesi
 
Tarama, diğer aday ülkeler için olduğu gibi müzakerelerin ilk aşaması olacak, 4 Ekim’de başlayacak. Bundan önce AB “müzakere çerçevesi” belgesini açıklayacak. Henüz açıklanmamış olan Hırvatistan’ yönelik müzakere çerçevesi belgesi, Türkiye için de dikkate alınması gereken noktalar içeriyor.

AB işlerinin en yenilikçi boyutlarından biri sözcük dağarcığıdır. Avrupa bütünleşme süreci insanlık tarihinde kendine has bir deneyim. Beraberinde de özgün bir terminoloji geliştirmekte. Her zaman yeni eklemelere açık bir AB dili var.

Bunların bazıları, tek pazar, Ekonomik ve Parasal Birlik, çerçeve program, Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası ve katılım ortaklığı belgesi gibi tamlamalar.Bazıları ise, yeni üretilmiş olan ‘Erasmus’, ‘Cordis’, ‘Leonardo’ ve ‘Euro’ gibi özel isimler. Bir de ‘görüş’, ‘zirve’, ‘tüzük’ ve ‘müzakere’ gibi bilinen sözcüklerin AB çerçevesinde yüklendikleri yeni anlamlar var.

Aslında AB halkları bu Brüksel dili konusunda çok bilgili değiller. Fakat çiftçi, öğretmen, bankacı, polis, hekim gibi toplumun değişik meslek kesitlerinden herkes kendi alanında AB terminolojisine ister istemez aşina oluyor. Türkiye gibi aday ülkeler ise, uyum sürecinin bir sonucu olarak, daha da geniş bir yelpazede AB’nin kendine has terimlerine vakıf oluyorlar; olmak zorunda kalıyorlar.

Yeni kavramlar
Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde 2005 yılı başında günlük kullanımda giderek varlığını artıran iki terim var: “tarama” ve “müzakere çerçevesi”.

Taramadan kasıt, havaalanlarında güvenlik için veya kanser teşhisi için yapılanı değil. Söz konusu olan, aday ülkenin yasalarının incelenmesi. Hedef, bu yasaların ilgili AB mevzuatına göre hangi uyum noktasında olduğunun belirlenmesi. Nerelerde uyumsuzluk, eksik veya uygulama sorunu olduğunun dökümü yapılıyor. Müzakereler süresince hangi yasal uyum, politika değişikliği ve uygulama dosyalarının görüşmelerin gündemini oluşturacağı ortaya çıkıyor. Tarama sonucunda, Türkiye’nin AB’ye uyum yolunun haritası müzakere masasına yansımış olacak.

Müzakere çerçevesi ise, bir pazarlık konusu değil. AB’nin tek taraflı onayladığı resmi bir belge. Komisyon hazırlıyor, AB Bakanlar Konseyi onaylıyor. Müzakere çerçevesi belgesi aynı zamanda, AB’nin aday ülkeye yönelik olarak kendi üye ülkeleri arasında onayladığı ilk “ortak tutum” oluyor. Bunu her müzakere başlığını ayrı ayrı kapsayan diğer ortak tutumlar takip ediyor. Tabii bu arada diplomatik girişimlerle, aday ülke bu belgenin hazırlığı aşamasında sınırlı bir etki yaratabilmekte.

Taramanın zamanlaması

Tarama, AB Komisyonu ile Türkiye’nin ilgili devlet birimleri arasındaki görüşmelerle gerçekleşecek. Böylece, tam üyelik müzakerelerinin ilk aşamasına geçilmiş olacak. Diğer aday ülkelerle, müzakereleri resmen açan hükümetlerarası konferansın hemen sonrasında tarama başladı. Türkiye ile de, 3 Ekim 2005’te müzakerelerin simgesel olarak açılışını yapan bakanlar düzeyindeki toplantıdan sonra tarama evresine geçilecek. Bu nedenle, tarama yüzünden müzakerelerin asıl açılışının fiilen gecikmiş olacağı yönündeki yorumlar yanlış.

Diğer taraftan, tarama süreci zaman kazanmak için daha önce başlayabilirdi. AB Konseyi’nin 17 Aralık 2004 zirvesinin Türkiye ile müzakerelerin başlaması kararı, çok yakın bir tarih yerine dokuz ay yirmi gün sonrasına işaret edince, AB Komisyonu Başkanı BARROSO taramanın bu sefer erken başlamasını önermişti.

Lüksemburg Başbakanı JUNKERS de, AB Dönem Başkanı olarak buna olumlu bakmıştı. Fakat Fransa, ilkbaharda AB Anayasası için referanduma gideceği bir dönemde ‘Türkiye’nin AB üyeliğine doğru ilerleyişi hızlanıyor’ görüntüsünden ürktü. Tarama sürecinin zamanından önce başlaması önerisi gündemden düştü. Tarama bundan önceki aday ülkeler için ortalama bir yıl sürdü. Türkiye ise, 1999 sonunda AB Konseyi’nin Helsinki zirvesinde resmen aday ülke olarak kabul edildikten sonra, “mevzuatın analitik incelenmesi” olarak tanımlanan görüşmeleri tamamlamıştı. Tarafların bürokrasileri arasında alt komite toplantıları seviyesinde önemli bir mevzuat karşılaştırılması gerçekleşmişti. Bu birikimden hareketle, Ekim sonrasında hızlı bir tarama süreci yürütmek olası. İtici güç Türkiye’nin kendisi. Ankara’da müzakere dönemine yönelik kurumsal yapı etkin bir şekilde hızla devreye girer ve devlet sistemi ve bürokratik kültürde anlayış değişiklikleri başarılırsa, tarama süreci kısalır; müzakereler çok daha somut ve yakın bir üyelik perspektifine kilitlenir. Ayrıca taraması biten alanlarda müzakerelere geçiş talep edilebilinir.

Hırvatistan’ın müzakere çerçevesi

Müzakere çerçevesi belgesi ise, 3 Ekim öncesinde AB Komisyonu tarafından AB Bakanlar Konseyi’ne önerilecek. Bu belgenin hazırlıkları sürüyor. Belgenin içeriğinin 17 Mart’ta müzakereleri başlayacak olan Hırvatistan’ınki ile aşağı yukarı aynı olması bekleniyor. Hırvatistan için AB Komisyonu’nun hazırladığı müzakere çerçevesi ise yakında açıklanacak. Ocak ayının ilk haftalarında, ortada henüz kamuoyuna açık olmayan bir taslak var. Bu şimdilik açıklanmayan taslakta Hırvatistan’a yapılan her atfı Türkiye olarak değiştirerek okumak olası. Bu yönde Türkiye açısından altı çizilmesi gereken bazı noktalar özetle şunlar:

1. İlkeler

-Müzakereler Hırvatistan’ın kendi başarılarına dayanacaktır ve hızı Hırvatistan’ın üyeliğin gereklerini yerine getirmesine bağlıdır.
-Müzakerelerin paylaşılan hedefi AB’ye katılımdır. Doğası gereği, müzakere süreci açık uçludur, sonucu önceden güvencede değildir.
-AB ülkeleri arasında oybirliği genel kuraldır.
-AB, Hırvatistan’ın Kopenhag siyasal kıstaslarına uyuma devam etmesini beklemektedir.
-Hırvatistan bu süreçte azınlık hakları, sığınmacıların dönüşü, yargı reformu, bölgesel işbirliği ve yolsuzlukla mücadele konularında ilerleme kaydetmelidir.
-AB Bakanlar Konseyi, Komisyon’un önerisi üzerine Hırvatistan ile müzakereleri demokrasi ve insan haklarının ciddi ihlali gerekçesiyle askıya alabilir.
-Müzakerelerin ilerlemesi Hırvatistan’ın ekonomik ve sosyal uyumu ile bağlantılıdır.
-Kopenhag kıstaslarına uyum gereklidir: demokrasi, hukuk devleti, azınlıkların korunması, işleyen bir piyasa ekonomisi, AB mevzuatını uygulayabilecek bir idari yetkinlik ...
-Müzakerelerin ilerleyebilmesi için Hırvatistan tüm sınır sorunlarını Birleşmiş Milletler kurallarına göre ve gerekiyorsa Uluslararası Adalet Divanı’nın bağlayıcı yargı yetkisine başvurarak çözmelidir.
-Hırvatistan’ın üçüncü ülkelerle ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerinde AB’nin ortak politikalarına uyumu beklenmektedir.
-AB de, kurumsal işleyişi ve iç bütünlüğü açısından Hırvatistan’ı üye olarak kabul edebilecek durumda olmalıdır.

2. İçerik
-Hırvatistan’ın AB’ye uyumu için AB müktesebatını kendi yasal düzenine uyarlamış olmasının yanı sıra, uygulamaya da geçirmiş olması talep edilecektir.
-Hırvatistan’ın üyeliği ile çelişkili olan tüm uluslararası anlaşmaları geçerliliğini yitirecektir.
-Müzakereler sırasında Hırvatistan’ın AB üyeliğinden kaynaklanan hak ve sorumlulukları açısından bazı alanlarda geçici düzenlemeler, kısıtlamalar ve geçiş dönemleri öngörülebilir.
-İç güvenlik alanlarında Hırvatistan Schengen müktesebatını tamamen kabul edecektir. Fakat, bu çerçevede diğer AB ülkeleri ile Hırvatistan arasındaki sınır denetimlerinin kaldırılması için Bakanlar Konseyi koşullar oluştuğu zaman karar verecektir.

3. Yöntem

-Müzakereler açılınca ilk olarak tarama süreci gerçekleştirilecektir. (Şimdiye kadar otuzbir olan başlık sayısı otuzaltıya çıkıyor. Kamu ihaleleri, fikri haklar, gıda güvenliği, Trans-Avrupa Altyapı Ağları ve mali hizmetler gibi alanlara verilen önem artıyor.)
-Müzakere başlıkları birbirinden bağımsız olarak görüşülecek, tüm başlıklarda müzakereler bitmeden, hiç bir başlıkta ilgili müzakere de kesin olarak kapanmış sayılmayacaktır.
-Müzakere başlıklarını açılması, ilerlemesi ve kapanması için Komis