BAŞKANDAN Murat COŞKUNKAN
Türkiye Genç İşadamları Derneği Başkanı
Büyümeli mi? Büyümemeli mi?
 
“Ekonomik Büyüme” kelimesini incelemeliyiz.
Halkımızın tahminen %99’un en ufak bir teknik bilgisi olmayan bu konu, yani “Büyüme” nedir?
Sosyal, Kültürel, Sivil Toplum, Eğitim, İstihdam, Rekabetçilik, Ar-Ge alanlarında “Büyüme”den neden bahsedilmez?
Sizler bu yazıyı okurken bu rakam resmen açıklanmış olacak, ama biz bu yazı kaleme alındığı tarih itibariyle, 2011 yılı ilk çeyrekte Türkiye’de %11 mertebesinde bir büyüme oranı tahmin ediyoruz.
Bu toplumumuzda dezavantajlı olan kesimlere yani işsizlere, düşük gelirlilere doğrudan etki eden bir “rakam” mıdır? Büyüme deyince aklımıza, Ar-Ge yatırımları açısından büyüme veya istihdam açısından büyüme veya rekabetçilik anlamında “büyüme” gelmez, Hükümet yetkilileri de bu konuda bizlerin anlayacağı ve tatmin olacağı açıklamalar yapmaz.
Açıklama yapılmamasının sebebi, Dünya’nın en büyük 17’nci ekonomisi olarak sizlere tanıtılan Türkiye’nin, gelecekte çocuklarımızı çok derinden etkileyecek hayati figürlerde çok gerilerde olmasıdır.
Ar-Ge yatırımları geçtiğimiz on yılda ikiye katlanıp, GSYH’nin %0.4’ünden %0.85’ine yükselse de, OECD ülkelerindeki %2.5 ortalamaya oranla halen çok yetersizdir. 2023 hedefi %3’tür ve bize göre bu hedefe ulaşmamız, mevcut büyüme modelleri ile imkansızdır.
BBC World Service’in yaptığı GlobaScan adlı bir araştırmaya göre, Türkiye’de ankete katılanların “sadece” %24’ü “Türkiye’de Yaratıcılığa ve İnovasyona önem verildiğini” belirterek ankete katılan 24 ülke arasında Mısır ve Rusya’dan sonra “sonuncu” sıradadır.
Türkiye’de 100 kişiden 6’sı Girişimci olup, Kadın Girişimci Oranı % 0,8’dir. Dünya Ekonomik Forumu “2010 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği” raporuna göre, Türkiye, kadının ekonomiye katılma ve ekonomide fırsat olanağı sıralamasında 134 ülke arasında sondan dördüncü sıradadır.
İnternet kullanımı Türkiye’de bilgiye değil, büyük oranda oyuna ve videolara erişim amaçlıdır ve cılızdır. Bunun üzerine, bir de ciddi sansürler ve oto kontrol mekanizmaları getirilmektedir.
İşsizlik, özellikle de genç işsizliği yüksektir. ILO verilerine göre, %25 olan genç işsiz ortalaması, dünya ortalamasının iki katıdır. Bunun önemli bir kısmı da üniversite mezunu işsizlerdir. Derneğimiz tarafından, Bahçeşehir Üniversitesi ve PERYÖN’ün katkılarıyla Sonbahar aylarında düzenlenecek olan “Genç İşsizlik Çalıştayı” nın bu anlamda Hükümet yetkililerine çok önemli stratejik mesajlar içereceğini düşünüyoruz.
“Büyüme”yi tehlikeye atabilecek bir diğer etken de Cumhuriyet’in kuruluşundan beri en yüksek seviyeye ulaşan mevcut cari açıktır.
Türkiye’nin hedefleri önemli ölçüde doğrudan yabancı yatırım çekmesini gerektirmektedir, fakat, Türkiye’nin, Dünya Bankası İş Yapma Endeksi’nde Antigua-Barbuda ile Karadağ arasında 65. sırada bulunduğu gerçeğini yadsıyamayız. IMD Dünya Rekabetçilik Yıllığı’nda (WCY-World Competitiveness Yearbook) Türkiye 59 ekonomi içerisinde 39. gelmektedir.
Türkiye, neden yukarıda sıralanan istatistiklerde “17’nci sırada” veya “daha yukarılarda” değildir? Neden, sadece “Ekonomik Büyüme” ele alınmakta ve medyada sadece bu veriler bizlere sunulmaktadır?
Toplum olarak gerçek anlamda ve 360 derecelik bir açılımla büyümemizin ve kalkınmamızın, “Yarı Özgür” ülkeler listesinden çıkarak özgür ülkeler listesine girmemizin anahtarı “nasıl bir toplum istiyoruz?” sorusuna doğru ve sürdürülebilir bir yanıt vermekten geçmektedir.
Ekonomik büyüme bir skor tabelası, bir vitrin mankeni veya bir pazarlama enstrümanı olarak kullanılmamalıdır. Bilgiye erişebilen ve bilgiyi kullanan kitleleri bu şekilde uyutamayacağımız kesindir.
“Büyüme” daha sağlıklı, daha mutlu, daha bilgili ve daha adil bir toplum için bir “araç” olarak ülkemizin şartları dikkate alınarak yeniden tanımlanmalıdır.
Bizler, unvanındaki “Türkiye” ve “Genç” ifadelerinden güç alan TÜGİAD üyeleri olarak, özellikle bulunduğu coğrafyada lider ve üretici kimliği ile Dünya’ya örnek olan, 2023 yılında 500 Milyar Dolar ihracat ile Dünya’nın en büyük 10 ekonomisi arasında yer alacak olan Türkiye’ye güveniyoruz ve bu hedeflere odaklanarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Tek ihtiyacımız, Türkiye’nin, sadece ekonomik değil, içinde tüm gelişmişlik unsurlarını barındıran toplumsal bir büyüme modelini hayata geçirmesidir.
Biz göreve hazırız.