Mehmet Murat BEKDİK
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
"Başörtüsüne özgürlük" neye yarıyor?
 
Mehmet Ali Kılıçbay’ın Newsweek Türkiye’nin 24 Ekim 2010 tarihli sayısındaki makalesini aşağıda siz değerli okurlarımın dikkatine sunuyorum. Düşünmeye ve değerlendirmeye değer bir görüş ve yaklaşım.
Düşünce ve felsefe tarihinde en çok yoğrulan kavramların başında "özgürlük" gelir. Mantıksal sonucuna götürüldüğünde, insanın zihinsel ve fizik olarak yapabildiği her şeyi yapabilmesi olanağıdır. Ancak böyle bir durum, istisnasız herkes için olanaksızdır, çünkü doğal, ekonomik, sosyal, siyasi vs. engeller böyle bir duruma izin vermeyeceklerdir. Örneğin, birinin başka birini öldürmesini içeren mutlak özgürlük, "engeller" tarafından kısıtlanır; o halde mutlak özgürlük, olanaksız bir ütopyadır. Ancak Montesquieu'nün dediği gibi, "yasaların, yapılmasına izin verdikleri" bağlamında bir serbestiyetler sistemi kurulabilir.
Mutlak özgürlüğe nazaran nispi kalan bu serbestiyetler, insanları nereye kadar serbest bırakacak, nereye kadar dizginleyecektir? Ölçü, felsefi olarak son derece açıktır. Bir kimsenin özgür olması demek, başka hiçbir kişi, güç, iktidar tarafından engellenmeden, sahip olduğu kişisel olanaklarının (zihni, fizik, maddi, yasal) işlevinde, kendi iradesi doğrultusunda davranabilme durumudur. Yani bireyin davranışları, ideoloji, otorite, bireyin dışındaki güçler tarafından belirleniyorsa, birey bunlara kendi iradesiyle tabi olmuş olsa bile, bir özgürlükten söz edilemez (örneğin kendi iradesiyle köle olmak). Çok açıkça, tabiiyet (iradi veya gayriiradi) özgürlüğü yok eden bir durumdur. Özgürlük, boyun eğmenin, köleliğin, zorlamanın, bağımlılığın bulunmaması halidir, kendi akıl ve tercihiyle hareket eden öznenin özerkliği ve yalnızca kendine tabi olmasıdır. ‹nsanın iradi davranışları özgürlükler alanını oluşturur. Örneğin devletin iradesiyle vergi ödemek, askere gitmek, belli bir yerde ikamete mecbur tutulmak özgürlükler değil özgürsüzlükler alanında yer alır.
Öte yandan özgürlük, zorunlu olarak kaderciliğin zıddındadır. Eğer insanların yaşam öyküleri önceden belirliyse (kader), özgür olmanın anlamı ve gereği yoktur, çünkü kişi ne yaparsa yapsın bu kendi iradesinin değil, önceden belirlenmiş bir programın sonucudur. Oysa özgürlük, ancak bireyin belirsizlikler ve olasılıklar alanında serbest tercihlerini oluşturabileceği bir zeminde mümkündür. Sartre'ın "özgürlüğe mahkûmiyet" soyutlamasını, "varoluş özden önce gelir" paradigması çerçevesinde okumak gerekir. Yani insanlar önce vardırlar ve özlerini kendileri inşa ederler, bu özgürlüktür.
Son zamanlarda yeniden alevlenen "başörtülü öğrencilerin üniversiteye serbestçe girmeleri" tartışmalarını ve YÖK'ün serbestlik kararını özgürlükler problematiki içinde ele almanın herhangi bir olanağı yoktur. Öncelikle, kişilerin bir dine mensubiyetleri, nadir istisnalar dışında bireysel tercihlerin ürünü olmayıp daha doğumlarında onların adına dış bir otorite tarafından verilen kararın sonucudur. ‹kinci olarak bir dine mensubiyet, gene dışsal bir otorite tarafından verilmiş kararlara uyma zorunluluğudur. Burada devletin kararlarına da zorunlu olarak uyulduğu, öyleyse burada da özgürlüklerin olamayacağının söylenmesi abestir. Çünkü din, "ilahi" otorite tarafından insanların hiçbir oyu alınmaksızın belirlenmiş bir alandır. Oysa devlet, otoritesini, kurucu irade olarak tüm bireylerin yaptıkları, hak ve özgürlükleri (bu arada özgürsüzlükleri de) belirleyen bir anayasadan almaktadır. Üçüncü olarak, başörtüsü örneğinde, din bunu bir özgürlük değil, bir kısıtlama öğesi olarak düzenlemiş bulunmaktadır. Nitekim ‹slamiyet, kadını erkekle eşit saymaz. Kadınlar, mirastan yarım pay alırlar, şahitlikleri erkeğin şahitliğinin yarısı değerindedir vb. Kadınlar dini görev alamazlar; cuma veya cenaze gibi kamusal namazlarda saf tutamazlar; camide, erkeklerin arkasında kendilerine ayrılmış bir alanda ibadet edebilirler vb. Kadının başını örtme zorunluluğu, bu bağlam içinde, onun erkeğe nazaran daha alt statüde olmasının işaretlerinden biridir. Maddi, felsefi ve bizzat dinin kendi öğretisi açısından bir özgürlük alanını inşa eden bir işaret olarak belirlenmesi olanaksızdır.
Bazılarımızın yaptığı gibi, başörtüsü (daha da genel olarak tesettür) ile mini etek veya benzeri kıyafetleri kıyaslayarak, başörtüsünü bir özgürlük paradigmasının içine sokmak da mümkün değildir, çünkü dindışı kıyafetlerin biçimlerini belirleyen ve bunları zorunlu hale getiren dışsal bir otorite yoktur.
Bütün bunların dışında, özgürlükler, ilke olarak, biri dahi kaybedilse hepsinin kaybedildiği bir birleşik kaplar alanıdır. Yalnızca tek bir örnekten hareketle, Dünya Ekonomi Forumu'nun yayınladığı yıllık rapora göre, Türkiye kadın-erkek eşitliğinde 134 ülke arasında ortalamada 126. oldu. Sağlıktaki kadın-erkek eşitliğinde 61. çıktı, yani kadınlar erkeklere nazaran çok daha az sağlık hizmeti alabiliyorlar. Siyasette 99., eğitimde 109., ekonomik katılım ve fırsat eşitliğinde 131. olduk. Yani Türkiye kadınları siyasete sokmuyor, eğitmiyor, ekonominin içine girmesine engel oluyor... Bu liste uzar gider.
"Başörtüsüne özgürlük", bütün bu eşitsizlikleri ve özgürsüzlükleri örtmeye, unutturmaya ve pekiştirmeye yarayan müthiş bir özgürsüzlük alanıdır.

Sevgili Okurlar,
Hepinize sağlık, başarı ve mutluluk dolu bir 2011 yılı diliyorum.

  Who are we?
  Uneducated youth in a world that gets smaller
  A glossary for understanding the new global crisis
  Towards the end of oil
  Did U.S.A. come to the end?
  Our urban future
  Globalization and employment
  TOWARDS CREATING A BETTER WORLD
  Football and Globalization
  TOWARDS NEW BALANCE IN THE WORLD POPULATION
  TOWARDS A NEW WORLD ORDER BEYOND ENVIRONMENTAL SENSITIVENESS
  CRACKING THE FOUNDATIONS OF POVERTY
  WHO WILL BE THE MASTERS OF THE WORLD ECONOMY IN THE NEXT TWENTY YEARS?
  HOW PREPARED ARE WE FOR THE WATER CENTURY?
  SHALL THE BIOFUEL SUPERSEDE THE OIL WITHIN THE NEXT TWENTY YEARS?
  THE WORLD IS FLAT
  TOWARDS A MORE HUMAN GLOBALIZATION
  IN THE NEW WORLD ORDER, POLITICIANS SHOULD HAVE THE COURAGE TO INCLUDE ECOLOGICAL STRUCTURING WITHIN LEGAL AND FINANCIAL FRAMEWORKS
  THE BIGGEST SHAME OF THE HUMANITY: STARVATION AND POVERTY THROUGH 2006
  October 3 = Dialogue Of Cultures and Civilisations
  21ST CENTURY = THE CENTURY OF BIOLOGY
  In The 21st Century, The Fate Of Humanity Will To A Great Degree Be Determined By The Developments In China And India
  THE EU NORMS, OR THE NORMS
OF BEING HUMAN?
  “KNOWING THAT YOU HAVE ENOUGH THINGS MEANS THAT YOU ARE RICH”
Lao Tzu