AB GÜNDEMİ Dr. Bahadır KALEAĞASI
TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü
Avrupa’nın Enerjisi
 
AB Komisyonu Başkanı ilk aşamada sorulması gereken, fakat genelde en sona bırakılan soruyu bu sefer en baştan sormuştu: “Siyasal irademiz var mı, yok mu?” Avrupa Birliği’nde siyasal iradenin kaynağı olan üye ülkeleri liderleri, AB Konseyi’nin 2006 bahar zirvesinde yanıt verdiler: “Var”. BARROSO sorusuna olumlu yanıt aldı sayılır. Fakat… Her AB meselesinde olduğu gibi fakat sonuca ulaşmak için daha birçok pürüz var.

Gündemdeki konu enerjiydi. AB ülkelerinin enerji politikalarını birleştirmesiydi. Avrupa 2005–2006 kışında bir enerji tedarik krizi tehlikesiyle ürperdi. Gazprom ile Ukrayna arasında yaşanan “vanayı kapatma” vakası Avrupa için geleceğe yönelik bir turuncu alarm oldu. Avrupa halkı doğal gaz gereksiniminin üçte birinin Rusya’dan, devlet içinde devlet nitelikli Gazprom’dan geldiğini öğrendi. Enerjinin yalnızca ay sonu faturası, benzin fiyatları veya çevreyi koruma konusu değil, Avrupa’nın güvenliği açısından stratejik bir alan olduğunun bilincine varıldı. Tarih kitaplarından veya televizyon haberlerinden yansıyan enerji kaynaklı çatışmaların ve küresel dengeleri belirleyen gelişmelerin Avrupa’nın da kaderinde etkili olduğu daha iyi anlaşıldı. İşsizlik, terör ve iklim değişikliği gibi toplumsal korkulara bir de üşüme ve hareketsiz kalma endişesi eklendi.

Bu durumlarda Avrupa’da 20. yüzyılda gelişmiş olan bir refleks devreye girer: ortak sorunlar ve çıkarları dikkate alarak tek ses olabilmek. AB’nin temellerinin atıldığı 1950’li yıllarda ilk adım Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nin tesisi olmuştu. O dönemin koşullarında, hem ekonomik, hem de güvenlik çıkarları doğrultusunda yapılmış bir tercihti bu. Daha sonra Ortak Dış Ticaret Politikası, Ortak Tarım Politikası, Ortak Ulaştırma Politikası, Tek Pazar, Euro gibi atılımlarla AB’nin uluslarüstü niteliği güçlendi.

Ortak Enerji Politikası?
Komisyon Başkanı Barroso’nun 8 Mart 2006’da açıkladığı önerilerden sonra, AB liderlerinin bahar zirvesinde aldıkları kararlar sırada bir “Ortak Enerji Politikası”nın olduğuna işaret ediyordu. Bir dizi altbaşlığı ve istisnaları olan bir ortak yaklaşım çıktı zirveden: enerji piyasalarının serbestleşmesi, ülkeler arası enerji altyapılarının birleşmesi, yeni altyapı ve tedarik planlarının ortak yapılması, düzenleyici kurullar ve işletmeciler arasında işbirliği, bilimsel araştırmaya finansman, 2020’ye kadar yüzde 20 enerji tasarrufu, petrol ve doğal gaza bağımlılığın düşürülmesi, 2015 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarında yüzde 15, bioyakıtlarda yüzde 8 tüketim seviyelerine ulaşılması, Avrupa enerji pazarına tüm Balkanlar’ın dahil edilmesi, Rusya ile enerji tedariki ilişkilerinin güvenli bir kurumsal yapıya kavuşturulması… Fakat AB seviyesinde bir düzenleyici kurul, enerji şebekelerinin tek merkezden yönetimi ve tüketicilerin enerji kaynağı ve tedarikçisi seçimi konularında henüz ortak kararlara varılamadı.

AB liderleri yeni bir ortak Avrupa politikasına doğru gidişatı ilan ettiler. Fakat teknik ayrıntıların ötesinde, henüz en temel konularda da belirsizlikler var. Zirve sonrasındaki basın toplantısında açıklamaları yapan AB dönem başkanı Avusturya’nın başbakanı SCHUSSEL’in bir yanında Javier SOLANA’nın yer almasının simgesel anlamı vardı. AB hükümetlerinin Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi olan eski NATO Genel Sekreteri SOLANA’nın varlığı ile verilen mesaj açıktı: enerji politikası her şeyden önce bir stratejik ve küresel bir konu. AB hükümetleri bu alanın Komisyon’dan ziyade kendilerinin yönetiminde olmasını tercih ediyorlar. İlk aşamada BARROSO ile SOLANA arasında bir çatışma beklenmiyor zaten. Enerji açısından önemli dış gezilere birlikte gidip AB adına hareket edebilecek bir uyuma sahipler. BARROSO’nun dediği gibi, “yetki değil içerik meselesi”.

Rakamlar ne diyor?

AB Komisyonu ve Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre Avrupa’nın enerji geleceği yarı aydınlık:

• AB’nin enerji kaynakları:
- Petrol %37.6
- Doğal gaz %23.5
- Kömür %18.1
- Nükleer %14.6
- Yenilenebilirler %6.1

• Yenilenebilirlerin dağılımı:
- Biokütle (doğal atıklar) %65
- Hidrolik %27
- Rüzgâr %5
- Jeo-termal %2
- Güneş %1

• Bazı ülkelerin elektrik üretiminde nükleerin payı:
- Fransa %78
- Belçika %55
- İsveç %55
- Almanya %55
- İngiltere %19
- İspanya %23
- Hollanda %4

• AB’nin dışarıdan gelen enerjiye bağımlılığı: % 50 (2030’da %68)

• AB’nin doğal gaz ithalatı (2004: 236 milyar m3)
- Rusya %32.5
- Norveç %28.5
- Cezayir %21.2
- Nijerya %4.5

AB’nin yeni enerji politikaları bu tablodan hareketle belirleniyor. Hedefler belli: diğer ülkelerden enerji tedarikini güvenceye almak; yeni enerji kaynakları ve yolları geliştirmek; AB içinde enerji pazarını serbestleştirerek halka daha ucuz enerji sağlamak. Bu çerçevede AB Komisyonu özellikle alternatif ve temiz enerji kaynaklarına ve bu yöndeki bilimsel araştırmaya çok önem veriyor.

Örneğin hidrojen enerjisi alanında başarılacak bir devrimin dünya tarihini değiştirebileceği öngörülmekte. Belli başlı tüm otomobil, kimya ve elektronik şirketleri bu yönde bir bilimsel yenilik yarışı içindeler. Başka bir örnek, dünyadaki en önemli kömür tüketicisi Çin ile AB arasında imzalanan teknolojik işbirliği anlaşması. Amaç, kömürden çıkan karbondioksitin yayılmadan muhafazası.

AB’nin en güvenilir enerji tedarikçisi olarak gördüğü Norveç’in kuzeydeki Barents Denizi kaynaklarına yönelik henüz uzun vadeli olan projelerinden de umut var. Bu arada Danimarka egemenliğinde fakat AB dışında kalan Grönland için de AB’nin bir hedefi var: bu yüzde doksana yakını buzla kaplı toprak parçasını, halkı ikna olursa AB’ye dahil ederek enerji kaynaklarına yatırım yapmak.

Yetki sorunu
İçerik böyle. Fakat yetki sorunu da er veya geç bir karar gerektirecek. AB’nin dış ilişkilerini ilgilendiren kararlar üye ülkelerin bakanları tarafından oybirliği ile alınıyor. Dolayısıyla her ülkenin veto yetkisi var. Tek pazar kararları ise oyçokluğu ile alınıyor. Veto yetkisi yok. Ayrıca AB Komisyonu kararın hazırlık ve uygulamasında, Avrupa Parlamentosu ise yasal süreçte devreye giriyor. Daha uluslarüstü bir sistem söz konusu.

Bir “Ortak Enerji Politikası” oluşursa, bunun etkili olabilmesi tek pazar sistemine dahil olmasına bağlı. Bunun için gerekli olan yasal çerçeve enerjiyi AB etkinlik alanları listesine alan 1992 Maastricht Antlaşması’nda mevcut (madde 3u). Fakat çerçevenin içi somut düzenlemelerle doldurulamadı. Halbuki, onay süreci sekteye uğrayan AB Anayasası bu eksiği gideriyordu (madde III-157).

Bu olamayınca geriye 308. madde olarak tanımlanan yol kalıyor. Artık müzakere sürecindeki Türkiye’nin de aşina olması gereken bu yöntem, gerekli görüldüğü durumlarda AB’nin antlaşmalarda öngörülmeyen, fakat açıkça da dışlanmayan alanlarda yetkili kılınmasını düzenliyor. Bir gri alan maddesi. Ne var ki buna dayalı karar süreci bakanlar Konseyi’nde oybirliği ile işliyor. Üye ülkelerin veto yetkisi var. Enerji gibi duyarlı, vatandaşların günlük yaşamını ve gezegenimizin ekolojik dengelerini ilgilendiren bir konuda yirmibeş-otuz üyeli bir birliğin uluslarüstü olmayan bir sistemde etkin olabilmesi zor.

Enerji arayışı
Önümüzdeki dönemde insanlığın geleceğini belirleyen en önemli alanlardan biri enerji olacak. İnsan nefes almaya başladığından beri enerjinin peşinde. İki ayağı üzerinde durmasından ateşe, tekerlekten, savaşlarla egemenlik alanını genişletme çabalarına, buhar makinesinden nükleer çağa, enerji tarihin belki de en önemli belirleyici etkeni oldu.

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde de enerji boyutu giderek güç kazanıyor. 2006 yılı başlarında Brüksel’de TÜSİAD heyetini kabul eden AB Komisyonu Başkanı BARROSO’nun görüşmeye enerji danışmanını da dahil etmiş olması bu yeni durumun bir dışa-vurumuydu. Hızla büyüyen geniş bir p