SPECTRUM Av. Hakan HANLI
Uluslararası ve AB Hukuku Uzmanı/Ortak PEKİN&PEKİN
Sözde Ermeni Soykırımı Üzerine DENEMELER
 
I.SÖZ GÜMÜŞ İSE, SÜKUT ALTIN MIDIR?
1. Giriş:
‘Soykırım İddiaları ve Olgunluk Suskunluğu`
Bizim soykırım iddiasında olan Ermeniler ile ilgili uluslararası seviyedeki suskunluğumuz, herhangi bir suçu kabul ettiğimizden değildir. Aslında büyük ölçüde olgunluğumuzdandır. Bu konu her ortaya çıkışında, yapısı itibarıyle tarihi bir inceleme gerektirdiğinden, hiçbir ülkenin böyle ağır bir ithamı; tarihsel olarak oluşum koşullarını ve belgeleri ileincelemeden Meclisleri`nden geçireceklerini ummamamızdan ve aslında `ne olup`, `ne olmadığını` inceleyeceklerini umduğumuzdan ve bu ümidimiz konusunda kendimizi son derece haklı bulduğumuzdan kaynaklanan, bir olgunluk suskunluğudur. Yoksa, `sükut ikrardan gelir` anlamına alınmamalıdır!

2. Açık Davetiye:
`Aslında Kim Kimi Kesmiş?!`
Ha, şimdi her ülkenin politik çevrelerinin karar seviyesindekilerin; ne kadar kolay etkilenen, bilimsellikten uzak, araştırma ve incelemeye hiç gerek görmeyen tutumları tartışılmazlaşınca, iş başa düştü...
Herkese, insani bilinç saygınlığı içerisinde açık davetiye çıkarıyoruz. Konu ile ilgili, Şikayetçileri`nkinden başka, bütün arşivler (bütün derken yalnız Osmanlı kaynaklı olanlar değil, konu ile ilgili bütün ülkelerin arşivleri) açıktır. Bu konuda içerideki ve dışarıdaki tarihçilerde (tarihçiler derken, yani belgelere dayanarak konuşanlar, hatıralarla yetinmeyenleri kastediyoruz) tartışmaya hazır olmalıdırlar. Görelim bakalım, `aslında kim kimi kesmiş!?` Bir ulusun haysiyetiyle oynamak, geçmişine olmayan bir hesabı eklemek ve kısacası; düzenli ve metodolojik bir karalama kampanyasını devamlı ikazlara karşı sürdürmek en az iddia konusu olan itham kadar ağır bir suçtur. Bu unutulmamalıdır!
Türkler`deki hukuk fikriyatı, bir çok ulusunkinden hiç de aşağı kalmayacak kadar eski ve ileridir. Bizde pekala mahkeme yolunu biliriz.Ne söylemek isteğimizi anlayanlar, Türkiye`nin artık kıstırıldığını sandıkları savunma pozisyonu`ndan, organize iftiraya karşı şikayetçi pozisyonu`na geçmekte olduğunu, hiç bir kindarlık gütmeksizin kendi haklarını ve haysiyetine sürülen lekelerin hesabını, parayla yazdırılmış hatıratın dışında, belgelerle sormaya hazırlanmaktadır.Bu iş sandıkları kadar zor değildir, her taraf belge kaynamaktadır.

3. `Sezar`ın Hakkı Sezar`a`
M.K. Atatürk, Türk Tarih Kurumu`na gönderdiği 23 Ağustos 1931 tarihli mesajında; `Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtan bir mahiyet alır` demek suretiyle, belgelere sadık kalmanın önemini belirlemiştir.
Herkesin eteğindekini dökme zamanı gelmiştir.İftiralara, bu kadar değer verebilen kamuoyları ve meclisler, herhalde gerçeklere de itibar edeceklerdir. Bu bir hayal değildir. İngiltere`nin Almanya ve Türkiye hakkında yayınlamış oldukları 2 mavi kitaptan, Almanya ile ilgili olanı konusunda, Almanya`nın şikayeti üzerine `RESMEN özür dilemiş` olduğunu unutmayalım!
Ve Sezar`ın hakkını Sezar`a vermek gerekirse, İngiltere`nin tutumunu saygı ile karşılamak gerekir.Türkiye`nin de aynı davranışa, pekala hakkı vardır.

II. YURT DIŞINDA DOST KAZANMA SANATI:
`DALE CARNEGIE, ORHAN PAMUK, HAYALİ KÜÇÜK ALİ, KARAGÖZ ve BEBERUHİ` veya `ÇIRÇIR TEZGAHI` Demokratik bir ülkede, bir eserin toplatılıp yakılması olayı ne kadar ortaçağ kalıntısı gibi geliyor. Ve biz bunu, en az diğer toplumlar kadar yadırgıyoruz. Doğru, böyle şeylerin olmaması lazım.
Zira, Sayın Orhan Pamuk gibi eserleriyle, Türk ve hatta Dünya okurlarına kendisini sevdirmiş bir yazarımız böyle (Sözde Ermeni Soykırımı gibi) hassas bir konuda, açık ve kesin bir tarzda açıklamada bulunup, kendi ülkesinin yakın geçmişini yargılar bir beyanda bulunuyorsa, belkide elinde tarihçilerin ulaşamadıkları zenginlikte ve kesinlikte belgeleri olabilir.
Bu belgeleri, tezini savunduğu tarafa vermesinde (birer nüshasını kendisinde kalmak kaydiyle, neden mi? Çünkü adama sorarlar...) büyük bir isabet vardır.
Böylece, son açıklamalarının yeni bir roman taslağı olup olmadığıda anlaşılmış olur. Ve bizlerde, O`nu `hayal dünyası` ile `gerçek dünyayı` hala birbirinden ayırabilmekte olduğunu öğrenip, seviniriz.

III. İLLEDE DOSTUN GÜLÜ YARALAR BİZİ!..
1. Sözde Soykırım İddiası;
`Nerede bu Mezarlar?`
Eğer Ermeni soykırımı varsa, 1 - 1,5 milyon Ermeni`nin gömüldüğü bir yer olmalı.
Cesetleride, eğer ruhlarıyla beraber göğe uçmadıysa, 1915`li yıllarda fırın teknolojisi büyük dış yatırımcılarda, Doğu Eyaletlerine bu cesetleri yakabilecek bir yatırımda bulunmadıklarına göre, o taktirde; en azından Türkiyenin en büyük Mezarlığı olan İstanbul`daki Karaca Ahmet Mezarlığının, en az iki misli büyüklüğünde bir gömü alanı olması gerekir.
Bizce sadece bu bile, Ermenilere, iddialarında yardımcı olabilir.İhmal etmesinler diye, hatırlatmaktafayda var.
2.Osmanlı İmparatorluğu ve Ermeni Komitacıları;
`Çeteler `
Bu olay, İmparatorluk güçlerinin üstünlüğünü kullanarak bir acize saldırması olayı değildir. Aksine, 3’üncü Ordu`nun artçı kuvvetlerini, kendi topraklarımızda yerleşik olarak oturmakta olan Ermeni Gruplarının İHANETLERİNİ bastırabilmek için, Ordu`yu zayıflatmak pahasına ayırmak zorunda olduğu küçük, çevik, gerilla savaşına yatkın, her türlü hayati ihtiyaçlarını doğa şartlarından temin etmek zorunda olan `müfreze` kuvvetleri oluşturmuştur. Karşımızdakilerinin kimler olduğunu çok iyi bilelim!..
Bunlar, büyük ölçüde gömülü silah ve cephane stoğuna sahip `Ermeni Komitacıları`dır. Yani `Çeteleri`dir.
3.Ruslar ve Ermeni Çeteleri;

`İHANET`
Aldıkları talimat; eğer Ruslar Osmanlı Ordusunu bozguna uğratırsa, hemen faaliyete geçerek Osmanlı Ordusunun geri çekilme imkanlarını ortadan kaldırmaktır. Çeteler halinde devamlı yer değiştirerek Osmanlı Ordusunu imha etmek, her çetenin kendi sorumluluk bölgesindeki yollara, vadilere ve geçitlere pusular kurmak, köprüleri atmak gibi görevlerle organize olmuş bir SİLAHLI HAİN grubundan bahsediyoruz.
Aynı Hain grubu ki, eğer Osmanlılar galip durumda iseler, hemen saf değiştirerek Rus Ordusu`na katılmayı üstlenecek kadar alçalmışlardır. Bu hiçbir şekilde, bir Kurtuluş Savaşı yada Silah Zoruyla Kültürel Tanınma anlamına gelemez. RESMENİHANET`tir.
Savaş durumunda olan Ordumuzun, binlerce askerimizin hayatına da malolmuştur. Ve bu bir sır da değildir. Bütün raporlarda mevcuttur.

4.Gelibolu Savaşı:
`Gömülü Çete Teçhizatları`
Ermenilerin gömdükleri silahlar, o kadar geniş teçhizatlıdırki, Osmanlılar bu ihanet silahlarını Çanakkale`de, Gelibolu Yarımadası`nda ki Ordumuzun donatımında kullanmıştır. Bu da raporlarda mevcuttur.

5.`Güvensiz Gruplara Yer Değiştirtme Politikası`;
`Millet-i Sıdıka`nın İhaneti`
Her ulusun, kendisini tehlikede gördüğünde başvurduğu `Güvensiz Gruplara Yer Değiştirtme Politikası` mevcuttur. Özgürlük Abidesi`ni sembol olarak kullanan ülkeler bile, buna bir TEDBİR olarak başvurmuşlardır. Osmanlılar ise, bu olayı tedbir değil, ÇARE olarak UYGULAMAK ZORUNDA KALMIŞLARDIR.
Doğu Eyaletlerindeki İHANET Organizasyonu`nu, güçlerin yerlerini değiştirerek, önceden oluşturulmuş planların, taktik ve uygulama olanaklarını kontrol altına almaya çalışmıştır.
Gayet tabiki, bu Çete Savaşları ve Önlemler, Osmanlı kuvvetlerine de ağır can ve teçhizat kaybına mal olmuştur. Ama en ağır kayıp `MİLLET-İSIDIKA` bildiğimiz ve BİRÇOK ŞEYİMİZİ GÜVENLE EMANET ETTİĞİMİZERMENİLERİN,NE KADAR BÜYÜK BİR SOĞUKKANLILIK ve İHANET İŞBİRLİĞİ İÇERİSİNDE BİZİ YOK ETMEYE, BU KADAR HAZIR OLDUKLARINI GÖRMEK OLMUŞTUR.

IV. TENCERE KAPAĞIN KARA, SENİN Kİ BENDEN KARA
1915`ten (1948 tarihli "BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme"nin mevcudiyetine rağmen) 1975 tarihine kadar Ermeni kökenlilerden pek de ses çıkmıyor. 1974`te Kıbrıs Barış Harekatı`nın zirvede olduğu bir dönemi de arkalarına alarak, uluslararası platformda Türkiye`ye karşı bir cephe daha açılıyor.