AB GÜNDEMİ Dr. Bahadır KALEAĞASI
TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü
AB HEDEFİNİN YENİLENEN DİNAMİKLERİ
 
1 Kasım seçimleri sonrasında AB Komisyonu Başkanı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na kutlama mektubu gönderdi. Olağan uygulama. Fakat mektubun içeriğinde olağandışı bir durum vardı. Mektupta Türkiye AB ilişkilerinin kurumsal çerçevesi olan “Katılım Ortaklığı”na, diğer bir deyişle tam üyelik sürecine atıf yoktu. Olağan bir kutlama paragrafı ve olağandışı bir “işbirliği” temalı sığınmacı krizi paragrafı.
Evet, bu kriz öncelikli olarak gündemde. AB için de Türkiye ile ilişkilerde acil eylem gerektiren bir dosya. Ne var ki bir seçim sonuçlarını kutlama mektubunda ilişkilere bu şekilde “işbirliği” atfı ile yön verme çabası yadırgandı. Hem AB, hem de Türkiye içinde eleştiri hedefi oldu. Sonra önce AB Konseyi Başkanı TUSK, Komisyon Başkanı JUNCKER’in hatasını düzelten bir kutlama mektubu gönderdi; tam üyelik sürecinin Türkiye-AB ilişkilerinde öncelik olduğuna vurgu yaptı. Sonra da Başbakan DAVUTOĞLU, JUNCKER’e yanıt mektubunda tek sayfada dört ayrı kere Türkiye’nin AB’ye “tam üyelik” hedefine atıfta bulundu. AB hedefi konusunda mutlak kararlılık sergiledi. Muhalefet partilerinin çoğunun bu konuda kesin desteği var. AB üyeliği Türkiye için ulusal bir politika olmaya devam ediyor. Bu nedenle, yenilenen bir siyasal dönemde bu mektupların ötesindeki dinamiklere yakından bakmak doğru bir zamanlama olur. Ekonomik aktörler açısından her şirketin iş ortamını, sektörel stratejilerini ve piyasa değerini doğrudan etkileyecek bir döneme girdik.
JUNCKER’e eleştiriler içerik olarak sığınmacı konusuna yaklaşımın AB değerleri açısından sorunlu bir tonlamada olmasına işaret ediyordu; hem de bir diplomatik sapmaya. Diplomatik sorun eleştirisi çok berrak bir gerçeğe dayalı. Türkiye’nin AB üyelik sürecinde birçok yıldır ciddi bir yavaşlama var. Her iki tarafın da vahim hataları ve de Kıbrıs’ta uzayan yeniden birleşme görüşmeleri süreci sıkıntıya soktu. Fakat, bu sorunlar mevcut hukuksal durumu iptal etmiyor. Türkiye resmen bir “AB katılım ülkesi”. Diplomatik ilişkiler, eğitimden çevreye her alanda toplumsal işbirliği programları, iş dünyasının mevzuat ortamı ve de AB’ye uyum amaçlı hibe projeleri bu çerçevede tanımlanıyor. Bu yönde alınmış birçok karar var.
Örneğin AB Konseyi’nin AB Resmi Gazetesi’nin 18 Şubat 2008 tarihli nüshasında yayınlanmış, 2008/157/EC referanslı kararı. Tüm AB üyesi ülkelerin oybirliği ile alınmış ve imzalanmış olan “Türkiye İçin Katılım Ortaklığı” belgesi.
Birinci eleştirinin ardında ise son derece bariz bir panik durumu gözlemleniyor. Euro bölgesinin yönetimi krizinde de olduğu gibi, sığınmacı krizinde de AB kurumsal yetkileri ve siyasal eylem gücü açısından hazırlıksız yakalandı. Çünkü bu alanlar ulusüstü seviyede daha güçlü federal kurumları gerekli kılıyor. Krizler sınırlar ötesi boyutta ve çözüm araçları ulusüstü seviyede müdahale gerektiriyor. Buna rağmen AB’nin yetkileri yeterince federal, ulusüstü değil. Üye ülkelerin farklı yaklaşımları veya icraatları sistemi yavaşlatıyor, bazen tıkıyor. Ekonomi dünyası açısından da öncelikli bir stratejik konu olan “Avrupa’nın geleceği” tartışması bu noktada devreye giriyor. Bu tartışmayı son yıllarda birbiri ile kuantum mekaniği etkileşimindeki bir dizi değişim ekseni belirliyor:

1.Euro: Son yıllarda, Yunanistan’ın Euro krizini özetleyen Grexit riski ve de Euro bölgesinde daha etkin siyasal yönetim ve bankacılık birliği arayışı.

2. Brexit: Birleşik Krallık’ın 2017 yılındaki Avrupa referandumuna gidişinin tetiklediği AB’nin daha etkin bir kurumsal işleyişe sahip olması tartışması.

3.Orta Doğu: Avrupa’ya gezegenin neresinde olduğunu hatırlatan sığınmacı dalgaları, terörün batı Avrupa’ya sıçrayan ateşi, Kuzey Afrika, Suriye, …

4.Rusya: Kırım işgali ile iyice çetrefilleşen “yeni Doğu sorunu” ve de bunun enerji tedariki güvenliği boyutu, savaş uçağı düşürme krizi ve gerilen siyaset, zarar gören karşılıklı ekonomik çıkarlar…

5.Dünya: hızla değişen küresel ekonomik rekabet ortamında, daha iyi AB politikası gereken alanlar: ABD ile Transatlantik ortaklık (TTIP) Çin, dijital ekonomi, iklim değişikliği, yeni enerji teknolojileri, sosyal güvenlik, vergi…
AB = Euro üyeleri + Euro dışındakiler
AB, içinde, kendi içinde “farklılaştırılmış bütünleşme” evresine girdi. “Değişken geometri” veya tam olarak doğru olmasa da, “çok vitesli” tanımlamaları da kullanılıyor. Öngörülen geniş AB çemberine bugünkü 28 ülke ve ötesindeki coğrafya da dâhil. Avrupa ülkeleri arasında bazıları sadece bu geniş çember AB’de yer alacak: İngiltere, İsveç, Çek Cumhuriyeti ve Danimarka gibi Euro bölgesine girmek istemeyen ülkeler; İsviçre, Norveç, Türkiye, Bosna-Hersek, Sırbistan gibi yeni üyeler, ve Polonya, Bulgaristan ve Romanya gibi Euro birliği koşullarına teknik olarak hazır olmayan ülkeler. Almanya, Fransa, Hollanda ve İtalya’nın başını çektiği Euro grubu ise daha sıkı bir birlik olan çekirdek AB’yi oluşturuyor.
Kurumsal kurgu ise çok basit değil. Euro içindeki ve dışındakilerin AB kurumları ve kararlarındaki konumu için müzakereler çetin olacak. Brexit konusunun bu süreçte fırsata dönüşeceği umudu var. Sonuçta AB açısından dört senaryoda özetliyorum henüz bilinmeyen geleceği:
- sadece ekonomik pazar olarak kalacak bir “Europa Mercatus”
- eski ve özgün ideal projenin başarıldığı federal bir “Europa Nostrum”
- her iki senaryoyu birlikte daha iyi düzenleyen ve pragmatik ilerleme odaklı iki çemberli bir “Europa Progressio”
- veya işlerin ancak idare edildiği sorunlu bir “Europa Et Cetera”…

Türkiye ise kendi demokrasisi ve sosyo-ekonomik kalkınma politikalarını toparlarsa eğer, AB üyeliği yolunda hızla ilerler. Böylece iki çemberden merkezdeki Euro bölgesine hemen olmasa da, geniş çember olan AB’ye üye olur. Bu mevcut AB demek: tek pazar, dijital ekonomi, ortak politikalar ve demokrasi.

Ulusal çıkarlar
Dolayısı ile ve özetle ekonomik aktörler açısından her şirketin iş ortamını, sektörel stratejilerini ve piyasa değerini doğrudan etkileyecek bir döneme girdik. Gümrük birliği hizmetler, tarım, ulaştırma, vize ve kamu ihaleleri gibi alanlarda derinleşecek. Bu yönde stratejik çerçeveyi iyi değerlendirmek gerekiyor.
Dünya ekonomisi çok eksenli bir yönde, enerji, siyaset, teknoloji ve ekoloji gibi alanların birbirinden ayrılmayacağı sürekli bir big bang içinde gelişiyor.
Türkiye bu küresel ortamda, ancak demokrasi, hukuk devleti, özgürlükler ve insan sermayesi yüksek bir toplum olarak siyasal saygınlık ve ekonomik çekim gücü sahibi olabilir. Türk ekonomisinin de uluslararası marka değeri ancak böyle yükselir.

Avrupa’da ise birlik süreci “farklılaştırılmış entegrasyon” sistemine doğru evrim içinde: geniş bir AB ekonomik ve siyasal çemberi, merkezinde çekirdek Euro alanı. Türkiye dosyası da bu çerçevede hızla ilerler, Türkiye geniş AB’ye üye olur. Siyasal irade ve partiler arası siyasal uzlaşma AB üyeliği hedefinde sorunsuz. Yeni hükümet programı da. Son olarak 29 Kasım’da Brüksel’de AB-Türkiye zirvesi sonuçları da. Daha önemlisi, Türkiye için bir ulusal kalkınma ülküsü, demokrasi değerleri, ekonomik çıkarlarıdır konusu söz konusu olan.